Ard arda dizilmiş vagonlar içinde değisik çehreler, iniyorlar değişik duraklarda...
Gençler işin kolayını bulmus. Çantalarını sırtlarına takıyorlar ki elleri serbest olsun. Güya eller serbest ama , bir ile cep telefonu sıkı sıkı tutuluyor, diğeri ile müzik çalarlar. Hepsinin kulağından birer beyaz kordon sallanıyor. Umarsız, asosyal ve cool görünüyorlar. O yaşlar öyle yaşlar ki, çuval giyseler yakışıyor. Saçlar dağınık, üstler dağınık ama üstlerinden akan enerji öyle canlı ki, metronun ölü ışıkları altındaki karanlık tünel duvarlarının hızlı geçişini yansıtan camlara çarpan genç akisleri, ortamın depresifliğini azaltıyor. Durakları ya İTÜ Ayazağa kampüsü veya Taksim.
Orta yaş üstü hanımların çoğu tek koltuğa zor sığıyor. Kalçalar sağdan soldan yan koltuğa taşıyor. Yan koltuk genç olmayan bir karşı cins tarafından kapılır ise, hafif kıpırdanmalar ile vücutsal temas olmasının önlemenin çareleri aranıyor.
Bu arada saplı çantalar önde dizleri kapatacak şekilde kaval kemiğinin önüne sallandırılıyor. İki el üst üste, bileklerde altın bilezikler. Bazısı burma, bazısı dövme. Ama hepsi o bileğe dar geliyor. Sanki takılalı 10 sene olmuş da, o kadar senede o bilek iki katına çıkmış gibi....Ustlerde jarse bluzlar, çoğu siyah...İstikamet Mecideyeköy otobüs durakları.
İş kadınları var, ayakta duran, kiloları kontrol altında. o boğucu ağır havada beyaz gömlekleri ve ceketleri ile hiç terlemiyormuş gibi , vakur duran. çoğu ellerindeki telefonlarından mesaj kontrol ediyor. Diğer elleri ortadaki demirde. Yüksek topuklar yere öylesine saglam basıyor ki, duraklarda tam kapı açılmadan öncekifrenin bis yapması karşısında bile kıpırdamıyorlar. Bu gürühun pek çoğu Levent'te iniyor.
Sıcağa aldırmayan ama metro yolcusunun %10 unu ancak oluşturan diğer bir topluluk da, türbanlılar. Kendi aralarında toplaşıp , ayakta duruyorlar. Onlar da öğrenciler gibi etraf ile ilgilenmiyor ama öğrencilerin farkında olmadan yaydıkları enerji , bu grupta yerini uğrunda uğraş verilen bir izole olma çabasina bırakıyor. Çoğu Osmanbey, Şişli cıvarında iniyor ama tek tük Taksim'e kadar yol alan da oluyor.
Öğrenci olmayan erkeklerin çoğu iştakipçileri sanki. Bir yerden bir yere koşturan.
İlginç bir şekilde metroda o gün takım elbiseli beylere rastlamıyorum. Ya tercih etmiyorlar veya ben onlar için mübah olan saatlerin dışında bir zaman diliminde oradayım.
Emekli hanımlar var metroda. 4 Levent Ziraat Bankası binişli veya inişli yolculukların kahramanları. Saçlara düşmüş aklar kadar çok ilgililer etrafları ile. Yanlarına düşen herkes ile 1 durak, 2 durak veya son durağa kadar süren muhabbete koyuluyorlar hemen. Öğrenciler bile kurtulamıyor ellerinden, hem de tüm ''meşgul !!'' görüntülerine rağmen;)
Emekli amcalar daha ağır duruşlu. Genelde kendi yaşıtları , sanş eseri yanlarına düşer ise, konuşuyorlar.
Taksim son durakda metro da ki kadın sesi Taksim'in son durak olduğunu anons ediyor.
Halbuki metronun karanlığından Taksim'in canlılığına, kaynayan kalabalığına, çağlayan enerjisine çıkınca insan, ''son durak'' ta olduğuna inanamıyor insan.
Önümde koşturan mor saçlı , uzun etekli , okka burunlu hippi Audrey Hepburn'u takip ederek, tramvaya atladığımda, etrafımdaki çehrelere bakıyorum. Önümdeki şortlu sandaletli yaşlı çift, ellerindeki harita ile Taksim'e bakıyorlar. Keman kabını sıkı sıkı tutan, küpeli genç yanındaki arkadaşı ile şakalaşıyor. Bir grup öğrenci anlamsız cıvıltıları ve ağır çantaları ile şakıyorlar , epey bir hacim kaplayarak. Yanımdaki genç kadın, mis gibi yasemin kokuyor. Ohhh, diyorum içime çekerek, sonunda Taksim'e geldim.
Not: Taksim 390 senedir Taksim. İsmi ile yaşasın....
Sevgiler
İnci
Kocaman bir ağacın üstünde, yaprakların sesini dinleyerek, kuşları seyrederek, yüzünde rüzgarı hissederek, hayal kurmayı sevenlere...
La vita è bella - Hayat guzeldir.... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
La vita è bella - Hayat guzeldir.... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pazar, Mayıs 16, 2010
Pazartesi, Şubat 08, 2010
Şeker Bayramı ( Eylül, 2009 )
Tıkır tıkır ,
Kıtır kıtır himmmm nefis bonbon
Cifte kavrulmus ve lati lokum
Tereyagli baklava ve minik tulumba tatlısı
Anne babalara, ninelere dedelere bayram ziyareti
Kırmızı ayakkabılar, dantelli çoraplar
Meşin yuvarlak, lastik pabuçlar
Yeni pantalon, yakalı gömlek,
Taralı , örgülü saçlar
Yanında bayram kahvesi, iyi dilekler, gülümseyen yüzler
Herkesin Seker Bayrami hoşlu, beşli, torunlu torbalı geçsin
Evlerimize ,ailelerimize güzellik, mutluluk, sağlik getirsin dileklerimle:)
Bu yıl Şeker Bayrami ile ayni güne denk gelen, Musevi komşu ve dostlarımın
Rosh Asana ( Yılbaşı ) bayramını da kutlarim.
Sevgiler,
Kıtır kıtır himmmm nefis bonbon
Cifte kavrulmus ve lati lokum
Tereyagli baklava ve minik tulumba tatlısı
Anne babalara, ninelere dedelere bayram ziyareti
Kırmızı ayakkabılar, dantelli çoraplar
Meşin yuvarlak, lastik pabuçlar
Yeni pantalon, yakalı gömlek,
Taralı , örgülü saçlar
Yanında bayram kahvesi, iyi dilekler, gülümseyen yüzler
Herkesin Seker Bayrami hoşlu, beşli, torunlu torbalı geçsin
Evlerimize ,ailelerimize güzellik, mutluluk, sağlik getirsin dileklerimle:)
Bu yıl Şeker Bayrami ile ayni güne denk gelen, Musevi komşu ve dostlarımın
Rosh Asana ( Yılbaşı ) bayramını da kutlarim.
Sevgiler,
Bahçenin yeni konukları
Yandaki evde inşaat başlaması ile birlikte, oranın uzun süreli sakinleri bizim
alt bahceye sıgındılar...
Hera ve Dora'nin şiddetli itiraz havlamalarına rağmen, hayatlarından memnun
görünüyorlar...
http://picasaweb.google.com/incitulpar/BahceninYeniKonuklari?authkey=Gv1sRgCPjq--e4l_ryWg#slideshow/5435925179762794146
alt bahceye sıgındılar...
Hera ve Dora'nin şiddetli itiraz havlamalarına rağmen, hayatlarından memnun
görünüyorlar...
http://picasaweb.google.com/incitulpar/BahceninYeniKonuklari?authkey=Gv1sRgCPjq--e4l_ryWg#slideshow/5435925179762794146
Pazartesi, Temmuz 20, 2009
Talihsizlikler, Kazalar, Kalp Kirikliklari
Hayatimizda defalarca karsilastigimiz talihsiz durumlar vardir....
Bazen bizim basimizdan gecer, bazen bir tanidigimizin...Baska birisinin basina geleni duydugumuzda once uzuluruz ama sonra insanca bir ferahlama kaplar icimizi ''Allahim sukurler olsun bana olmadi'' diye dusunuruz...
Bu sekilde hissetmek ne kadar normal ve insanca ise; kazaen , farkindalik icinde olmadan , karmanin etkisiyle, kaderin oyunu ile, bazi kazalarin, talihsizliklerin, istenmeyen durumlarin insanlarin basina gelmesi de cok olabilir bir durumdur...
Kazaya sebebiyet veren icin de, magdur olan icin de, taniklik eden icin de, uzucu bir olay meydana gelmistir. Bu nahos durumun zararini, kalp kirikliklarini, guvensizligini en aza indirgeyecek cozum , yine olayin taniklarindan gelebilir....
Kriz yuzunden isini kaybeden bir babaya ailesinin teselli edici bir sozu gibi, araba kazasi oldugunda yoldan gecen birinin durup yardim etmesi gibi, bir hamile kayip dustugunde cevredikilerin kaldirip , su kosturmasi gibi, elini yanlislikla servis kapisina kistiran cocuga pansuman yapan eczacinin cesaret veren sozleri gibi....
Gonul dostlugu, bazen bir gulumseme, bazen bir tatli sozdur. Bu aslinda halden anlamadir. Kazanin oldugu dakikaya geri donup, olmamasini saglayacak sihirli gucu olmayan insanlar icin zaten agirlasmis olan bir kalbe gosterilecek anlayis, veren icin de , alan icin de tek teselli olabilir...
Zaman herseyin ilacidir, yeter ki cana zarar gelmesin.....
Sevgilerimle
Bazen bizim basimizdan gecer, bazen bir tanidigimizin...Baska birisinin basina geleni duydugumuzda once uzuluruz ama sonra insanca bir ferahlama kaplar icimizi ''Allahim sukurler olsun bana olmadi'' diye dusunuruz...
Bu sekilde hissetmek ne kadar normal ve insanca ise; kazaen , farkindalik icinde olmadan , karmanin etkisiyle, kaderin oyunu ile, bazi kazalarin, talihsizliklerin, istenmeyen durumlarin insanlarin basina gelmesi de cok olabilir bir durumdur...
Kazaya sebebiyet veren icin de, magdur olan icin de, taniklik eden icin de, uzucu bir olay meydana gelmistir. Bu nahos durumun zararini, kalp kirikliklarini, guvensizligini en aza indirgeyecek cozum , yine olayin taniklarindan gelebilir....
Kriz yuzunden isini kaybeden bir babaya ailesinin teselli edici bir sozu gibi, araba kazasi oldugunda yoldan gecen birinin durup yardim etmesi gibi, bir hamile kayip dustugunde cevredikilerin kaldirip , su kosturmasi gibi, elini yanlislikla servis kapisina kistiran cocuga pansuman yapan eczacinin cesaret veren sozleri gibi....
Gonul dostlugu, bazen bir gulumseme, bazen bir tatli sozdur. Bu aslinda halden anlamadir. Kazanin oldugu dakikaya geri donup, olmamasini saglayacak sihirli gucu olmayan insanlar icin zaten agirlasmis olan bir kalbe gosterilecek anlayis, veren icin de , alan icin de tek teselli olabilir...
Zaman herseyin ilacidir, yeter ki cana zarar gelmesin.....
Sevgilerimle
Sahlep : Orkidenin Tadi
Moccha'larin , Latte'lerin olmadigi zamanlar , disarda sahlep icmek ayri bir keyifti. Dr.Otker'ler , hazir sahlepler eski tadi vermiyor . Mado'nun hazir sahlebi var karton kutuda, belki denenebilir.
Bir de Kahve Dunyasi'nda "kahveli sahlep" var. Tarcin ise serpilmis olarak degil , butun halde olarak geliyor yaninda.
Kurukahveci Mehmet Efendi'den toz halinde almak ise en guzeli....
Salep cok eskiden beri Araplar, Turkler ve Persler tarafindan bilinen ve cayi icilen bir bitki iken Avrupa bu bitkiyle 15. yuzyilda tanisti. Turklerin saleple tanisIkligi ise daha eski donemlere uzaniyor. 8. yuzyildan itibaren Islamiyet`in kabuluyle birlikte, Islam dininin yasakladigi sarap ve kimiz gibi alkollu ickilerin yerini boza, sira ve salep gibi alkolsuz ickiler aldi. Sira daha cok yaz aylarinda tercih edilirken, boza ve sicak sicak servis edilen salep, kis aylarinda iciliyordu. Osmanli Imparatorlugu doneminde padisahlar icin hazirlanan kuvvet macunlarina zencefil, kisnis, sinameki, corekotu, Hindistan cevizi, anason gibi bircok sifali bitkinin yani sira salep de eklenirdi. Uzerine tarcin ve zencefil karisimi serpilmis salep, soguk kis gunlerinin onemli sembollerinden biriydi. Yine o donemde kisin sokaklarda gugumlerle salep satilir, halk bu sutlu icecegi sifa niyetine icerdi. Salep gugumu maltizin uzerine oturtulur, musteriler maltizin etrafinda hem isinir, hem de salep icerlerdi. Salep icmek icin buyuk ve kulpsuz porselen fincanlar kullanilirdi. Tarihcilere gore, Ortadogu`ya ozgu bir icecek olan salep, kahvenin yayginlasmasindan once Avrupa`da, ozellikle de Ingiltere`de "salep dukkânlari"nda satilir, tereyagli ekmekle birlikte servis yapilirdi. Ancak, kahvenin yayginlasmasiyla bu gelenek zamanla yok oldu.
SAHLEP, orkidelerin sahlepgiller diye adlandirilan grubundaki bir cesidinin, kok yumrulariyla sut veya su ile kaynatilip, kurutulup toz haline getirilerek ogutulmesiyle elde edilen bir toz.
Anadolu`nun cesitli bolgelerinde yabani olarak yetisen bu cins orkideler, meshur maras dondurmasi ve kisin sicak dostu sahlebin ana maddesini olusturmakta. Son donemde hemen her seyde oldugu gibi bu yabani orkidelerin de bilincsizce toplanmasi ile gelecekleri tehlikede. Aslinda yapilacak is cok basit, bu yabani orkidenin yumrularini toplarken cicege zarar vermemek ve yumrulardan en azindan bir tanesini uzerinde birakmak. Bu sekilde toplanan orkideler bir sure sonra tekrar yumrularini olusturmakta ve hayatta kalabilmekte. Uzunca bir suredir, keciboynuzu tozu gibi farkli urunlerle, aynisi olmasada en azindan benzer bir tat yakalanmaya calisilip alternif bir hammade bulunmaya calisiliyor, ama ayni lezzet, ayni koku yakalanamiyor. Sahlebin ozundeki maddeler soguk alginligi dahil bir cok hastaliga iyi gelmekte.
Kaynak: Internet Derleme
Bir de Kahve Dunyasi'nda "kahveli sahlep" var. Tarcin ise serpilmis olarak degil , butun halde olarak geliyor yaninda.
Kurukahveci Mehmet Efendi'den toz halinde almak ise en guzeli....
Salep cok eskiden beri Araplar, Turkler ve Persler tarafindan bilinen ve cayi icilen bir bitki iken Avrupa bu bitkiyle 15. yuzyilda tanisti. Turklerin saleple tanisIkligi ise daha eski donemlere uzaniyor. 8. yuzyildan itibaren Islamiyet`in kabuluyle birlikte, Islam dininin yasakladigi sarap ve kimiz gibi alkollu ickilerin yerini boza, sira ve salep gibi alkolsuz ickiler aldi. Sira daha cok yaz aylarinda tercih edilirken, boza ve sicak sicak servis edilen salep, kis aylarinda iciliyordu. Osmanli Imparatorlugu doneminde padisahlar icin hazirlanan kuvvet macunlarina zencefil, kisnis, sinameki, corekotu, Hindistan cevizi, anason gibi bircok sifali bitkinin yani sira salep de eklenirdi. Uzerine tarcin ve zencefil karisimi serpilmis salep, soguk kis gunlerinin onemli sembollerinden biriydi. Yine o donemde kisin sokaklarda gugumlerle salep satilir, halk bu sutlu icecegi sifa niyetine icerdi. Salep gugumu maltizin uzerine oturtulur, musteriler maltizin etrafinda hem isinir, hem de salep icerlerdi. Salep icmek icin buyuk ve kulpsuz porselen fincanlar kullanilirdi. Tarihcilere gore, Ortadogu`ya ozgu bir icecek olan salep, kahvenin yayginlasmasindan once Avrupa`da, ozellikle de Ingiltere`de "salep dukkânlari"nda satilir, tereyagli ekmekle birlikte servis yapilirdi. Ancak, kahvenin yayginlasmasiyla bu gelenek zamanla yok oldu.
SAHLEP, orkidelerin sahlepgiller diye adlandirilan grubundaki bir cesidinin, kok yumrulariyla sut veya su ile kaynatilip, kurutulup toz haline getirilerek ogutulmesiyle elde edilen bir toz.
Anadolu`nun cesitli bolgelerinde yabani olarak yetisen bu cins orkideler, meshur maras dondurmasi ve kisin sicak dostu sahlebin ana maddesini olusturmakta. Son donemde hemen her seyde oldugu gibi bu yabani orkidelerin de bilincsizce toplanmasi ile gelecekleri tehlikede. Aslinda yapilacak is cok basit, bu yabani orkidenin yumrularini toplarken cicege zarar vermemek ve yumrulardan en azindan bir tanesini uzerinde birakmak. Bu sekilde toplanan orkideler bir sure sonra tekrar yumrularini olusturmakta ve hayatta kalabilmekte. Uzunca bir suredir, keciboynuzu tozu gibi farkli urunlerle, aynisi olmasada en azindan benzer bir tat yakalanmaya calisilip alternif bir hammade bulunmaya calisiliyor, ama ayni lezzet, ayni koku yakalanamiyor. Sahlebin ozundeki maddeler soguk alginligi dahil bir cok hastaliga iyi gelmekte.
Kaynak: Internet Derleme
Cemre dustu...
Ne kadar kararsa da ortam
Actikca dalda erik cicekleri
Sahinler donerken kuzeye
Geldi yine leylek suruleri
Yoruk gelini nam i diger bahar dali
dikilince topraga
Acacak ilkyazi mujdeleyerek
cicek cicek pembe pembe
Cuhalarin ici gecmis,
Sari gul cikardi basini sessizce
uyandirmamak icin sIklamenleri
Beyaz kamelyaya ise
kayitsiz kalinamaz ki...
Yayilirken kokusu vazodan
Berrin'in verdigi sari mimozanin
Dalda bir otus duyulmakta
acaba hangi kus aramakta esini
Taze baharin herkese nese getirmesi dilegi ile....
Muzik: Northern Exposure; Alaskan Nights...
Actikca dalda erik cicekleri
Sahinler donerken kuzeye
Geldi yine leylek suruleri
Yoruk gelini nam i diger bahar dali
dikilince topraga
Acacak ilkyazi mujdeleyerek
cicek cicek pembe pembe
Cuhalarin ici gecmis,
Sari gul cikardi basini sessizce
uyandirmamak icin sIklamenleri
Beyaz kamelyaya ise
kayitsiz kalinamaz ki...
Yayilirken kokusu vazodan
Berrin'in verdigi sari mimozanin
Dalda bir otus duyulmakta
acaba hangi kus aramakta esini
Taze baharin herkese nese getirmesi dilegi ile....
Muzik: Northern Exposure; Alaskan Nights...
Evrende kimse kaybolmuyor...
Anneannem Saime Hanim ,
Son gunlerine kadar akli basinda, kitaplari ile, cocuklari ile, torun ve komsulari ile, hergunun degerini bilerek yasadi.
Dogdugumdan beri, her gittigimde evinde buldugum anneannemin artik orada olmayacagini bilmek, icimde bir ezilme yaratsa bile olumunden uzuntu duymamizi degil, yasamini animsamamizi isteyecegini biliyorum.
YENI ASIR 3 NISAN 2007
Kentten uc ogretmene vefa borcu...Yetistirdikleri ogrenciler arasInda bakanlar, milletvekilleri, buyukelciler, profesorler, dekanlar, muhendisler, gazeteciler, subaylar, avukatlar, mimarlar var.Matematik ogretmenleri Hasan Tahsin Abakan ve Halim Erker.Cografya ogretmeni Melahat Kologlu ve Ingilizceci Saime Gurtan...( Anneannem)Kiminin yasI doksanI asmIs, kimileri seksenlerde geziyor.11 Nisan carsamba, KarsIyaka Lisesi'nin bu dort ogretmeni icin bir "sukran gunu" duzenleniyor.KarsIyaka Lisesi Egitim VakfI, KarsIyaka Belediyesi ve KarsIyaka KarsIyaka Dergisi el ele verdiler ve "Ogretmenlerimizi yasarken analIm" dediler.***Bu organizasyonun mimarlarIndan Necdet Turetken " Isimleri ve varlIklarI KarsIyaka Lisesi ile ozdeslesmis bu hocalarImIzI minnet ve sevgi ile selamlayacagIz" diyor ve devam ediyor:" 11 Nisan gunu duzenledigimiz bu torene bu ogretmenlerimizin yetistirdigi ogrenciler olarak katIlacagIz. Ingiltere, Almanya, Fransa, Ozbekistan ve Kazakistan'da bulunan arkadaslarImIz da KarsIyaka'ya gelme hazirliginda. Muthis bir solen olacak."
Son gunlerine kadar akli basinda, kitaplari ile, cocuklari ile, torun ve komsulari ile, hergunun degerini bilerek yasadi.
Dogdugumdan beri, her gittigimde evinde buldugum anneannemin artik orada olmayacagini bilmek, icimde bir ezilme yaratsa bile olumunden uzuntu duymamizi degil, yasamini animsamamizi isteyecegini biliyorum.
YENI ASIR 3 NISAN 2007
Kentten uc ogretmene vefa borcu...Yetistirdikleri ogrenciler arasInda bakanlar, milletvekilleri, buyukelciler, profesorler, dekanlar, muhendisler, gazeteciler, subaylar, avukatlar, mimarlar var.Matematik ogretmenleri Hasan Tahsin Abakan ve Halim Erker.Cografya ogretmeni Melahat Kologlu ve Ingilizceci Saime Gurtan...( Anneannem)Kiminin yasI doksanI asmIs, kimileri seksenlerde geziyor.11 Nisan carsamba, KarsIyaka Lisesi'nin bu dort ogretmeni icin bir "sukran gunu" duzenleniyor.KarsIyaka Lisesi Egitim VakfI, KarsIyaka Belediyesi ve KarsIyaka KarsIyaka Dergisi el ele verdiler ve "Ogretmenlerimizi yasarken analIm" dediler.***Bu organizasyonun mimarlarIndan Necdet Turetken " Isimleri ve varlIklarI KarsIyaka Lisesi ile ozdeslesmis bu hocalarImIzI minnet ve sevgi ile selamlayacagIz" diyor ve devam ediyor:" 11 Nisan gunu duzenledigimiz bu torene bu ogretmenlerimizin yetistirdigi ogrenciler olarak katIlacagIz. Ingiltere, Almanya, Fransa, Ozbekistan ve Kazakistan'da bulunan arkadaslarImIz da KarsIyaka'ya gelme hazirliginda. Muthis bir solen olacak."
Sevgi sozcukleri
Dun aksam ustu, okuldan eve donerken, 4,5 yasindaki oglum Can ile sohbet ediyorduk.
-Gunun nasil gecti bebegim?
- Iyi. Hera bana asik oldugunu soyledi, opmek istedi , izin vermedim.
-Niye izin vermedin bebesim, ne guzel seni seviyor arkadasin?
-Anne, bana sadece arabada yalnizken ''bebegim'' diyebilirsin bundan sonra!
Disarida ben Can Tulpar'im.''
Iste boyle bir devrin sonu. Burcu 3.5 yasinda deklare etmisti bana ayni istegini.
Oglum 1 sene sonra uyandi duruma. Ahhh ahh niye buyumek icin acele ediyorlar ki?
-Gunun nasil gecti bebegim?
- Iyi. Hera bana asik oldugunu soyledi, opmek istedi , izin vermedim.
-Niye izin vermedin bebesim, ne guzel seni seviyor arkadasin?
-Anne, bana sadece arabada yalnizken ''bebegim'' diyebilirsin bundan sonra!
Disarida ben Can Tulpar'im.''
Iste boyle bir devrin sonu. Burcu 3.5 yasinda deklare etmisti bana ayni istegini.
Oglum 1 sene sonra uyandi duruma. Ahhh ahh niye buyumek icin acele ediyorlar ki?
Afrika Atasozleri
Arikada her sabah bir ceylan uyanır,en hizli aslandan daha hızlı kosması gerektigini;yoksa olecegini bilir.Afrikada her sabah bir aslan uyanir,en yavaş ceylandan daha hizli kosması gerektigini yoksa açc kalacağını bilir.Aslan yada ceylan olmanizin bir önemi yoktur.Yeterki günes dogdugunda kosmak zorunda oldugunuzu bilin.
*Bir adam yetistirirsen bir kisi yetistirmis olursun,bir kadin yetistirirsen bir aile yetisirmisolursun.
*"It takes a village to raise a child." '' Bir cocugu butun koy beraber yetistirir''
*Bilge herseyi bilmez, sadece ahmaklar herseyi bilir.
*Yalnizca aptallar bir nehrin derinligini iki ayagiyla olcer.
*Bir adam yetistirirsen bir kisi yetistirmis olursun,bir kadin yetistirirsen bir aile yetisirmisolursun.
*"It takes a village to raise a child." '' Bir cocugu butun koy beraber yetistirir''
*Bilge herseyi bilmez, sadece ahmaklar herseyi bilir.
*Yalnizca aptallar bir nehrin derinligini iki ayagiyla olcer.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)