Aktuel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aktuel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Mart 14, 2010

''Gidilesi Görülesi''

Göz koyduğum aktivitelerin ''gidilesi görülesi'' listesini paylaşayim dedim, ilgilenenler olabilir:)

Istanbul Film festivali biletleri 20 Mart'ta Biletix ve IKSV kanalı ile satışa çıkıyor. Son 30 yılın en iyi filmleri bölümü, En iyi uyarlama senaryo dalında oscar adaylığı olan politik hiciv '' In the loop'', aşk filmi ''When we Leave'' ve Istanbul 2010 kültür kenti filmleri bölümü , diğer dikkat çekenler....
Vizyon flmlerinden Yüreğine sor, Güneri Cıvaoğlu'nun beğenisine nail olup, köşe yapmış. Salonuna uğranılabilir....
Eyvah Eyvah'ı sevenler için , fragmanınında yine 'iyi kalpli komedi' sinyali veren ' I LAV YUUUU' aynı tadı verir mi acaba diye düşünülse de;riskli bir seçim olabilir....

Johnny Depp, tek başına Alis'in Harikalar Diyarını ziyaret etmek için yeterli.

5-28 Mart süreli 18-19. yy Osmanlı Kadın Giysileri Forum İstanbul'da sergileniyor.
İstanbul Modern'in yeni sergisi , 'Gelenekten Çağdaşa' da, 23 Mayıs'a dek görülebilir.
Havaların bahar koktuğu ılık bir günde , müzenin terasından 'Altın Boynuzu ' seyretmek için de , bahane yaratılmış olur.

Borusan Müzik Evi'nin Mart Nisan programı da son derece seçkin görünüyor, biletler Biletix'de...

Herkese muhteşem bir pazar dileğim ile,
Sevgiler

Inci

Pazar, Mart 07, 2010

Troya - Truva

''Tüm çağların savaş tanrılarının insanlığın üzerinden ellerini çekmeleri'' mesajını veren Troya gösterisini izledim. 120 dansçının görev aldığı oyun, modern dans, bale ve geleneksel danslardan oluşan bir gösteri. Kostümler son derece zengin, göz alıcı. Gösteri iki perdeden oluşuyor. İlki, dönemin savaşlardan önceki zengin Troya'sı ve savaşla birlikte yaşanan insanlık trajedisi. Diğeri de Paris ile Helen'in aşkıyla birlikte doğan savaş ve ülkelerini işgal edenlere karşı bir araya gelen Anadolu kavimleri... Eserin ilginçliği, şimdiye kadar ki dünyadaki bütün Truva yorumları, bu destanın karşı taraftan bakılarak yazılmışken, ilk kez geçtiği topraklardan hareketle hikayeyi yorumlayıp, anlatması. İlyada destanı, Truva Kenti’nin destanını anlatır. Truva kenti, Çanakkale Boğazı’nın beri yakasında bugünkü adıyla Hisarlık Tepesi’ne kurulu zengin bir kentti. Yurtları Anadolu’da bulunan Truvalılarla Yunanistan’dan gelen Akhalar topluluğunun savaşıdır bu büyük destan.
Akhalar Topluluğu Yunanistan’ın çeşitli bölge krallarından oluşmuş bir ordudur.
Her kral, kendi gemileri ve adamlarıyla yola çıkmıştır ve bu ordular, krallar kralı Agamemnon’un yönetiminde örgütlü bir birleşiktirler. İlyada, Truvalıların yenilgisinin destanıdır. İlyada destanı, 24 bölümden ve 16 bini aşkın dizeden oluşur. Truva Savaşı’nın 9. yılında 51 günlük süreyi kapsar.
Dans gösterisi yorumlama deneyimim pek yok. Her ne kadar çocukluğum Karşıyaka Halk Oyunları derneğinin folklorcüleri arasında,onları seyrederek geçmiş de olsa, Mustafa Erdoğan hem Anadolu Ateşi , hem de Troya ile bize folklorik öğeler taşıyan çok daha büyük prodüksiyonlar ve değişik dans dallarının birlikte eritilmiş alaşımını sunuyor. Topluluğun iki prodüksiyonu birbirinden son derece farklı...
Hatta, Mustafa Erdoğan'ın kendisini tekrarlamış eleştirisine uğramamak için son derece ince ayalara dikkat ettiğini bile söyleyebiliriz. Bunu en iyi Anadolu kavimlerini tanıtan bölümlerde görüyoruz. Yöresel motifler, yöreleri tanımlayacak kadar ama yine de yeni yorumlar getirilerek sergileniyor. Kavimlerden biri ise Amazonlar elbette :)
Her ne kadar iki prodüksiyon değişik karakteristikler taşıyor olsa da , sahneye koyan, aynı kişi ve topluluk olunca, izleyenler karşılaştırıyor yine de....
Ben Anadolu Ateşini daha coşkulu , Troya'yı daha mesafeli izledim. Sanırım Anadolu Ateşi kanımıza, canımıza, gönlümüze daha yakın olduğu için olsa gerek...
Sevgiler

Inci

Cuma, Şubat 26, 2010

Aşkın senaryoları....Yazı Tarihi ; 14 Şubat 2007

A;k , ne kadar zor anlatılıyor ve ne zor tanımlanıyor.
Herkes bir ucundan tutmuş , her satırda yeni bir ayrıtını konuşuyor.
Aşk içinde gerçeklik barındıran bir coşku mudur?
Yoksa hayalleri barındıran bir rüya mı?
Aşk deyince aklıma, Bronte kardeşlerin kitapları düşer.
Jane Eyre , Rüzgarlı Tepeler ... İçimden tekrar okumak gelir Heatcliff ile Catherine Earnshaw aşkını. Aşkı tanımlamak, konuşmak bu kadar zor iken, nasıl yazarlar yazmış, karakterler yaşamış, filmler çekilmiş .....
Müthiş aşk eserlerinden ilk aklıma gelenler, yukarıda yazdıklarım.. Genç kızlık okumalarım.. Ingiliz Edebiyati ile ilk tanıştığım, her roman karakterini aklımda canlandırdığım, genç zamanların kitapları. 13-14 yaşında idim. Karşıyaka Kütüphanesine üye kartım vardı. İstediğim kitabı alir, okurdum... Hepsi benimdi. Saatlerce rafların önünde o günkü kitabımı seçmek için oturduğumu hatırlıyorum. Henüz böyle inanılmaz kitapçılar yoktu . Kitapçılar sadece kırtasiye satarlar dönemindeydik. En azından Karşıyaka'da durum öyle...
Ama Hoca Mithat Kütüphanesi, zengin bir koleksiyona sahip, çalışanları sevecen ve temiz bir kütüphane idi.
Sonra okudum Aytmatov'un iç acıtan aşk tanımlamalarını. Ağlaya ağlaya ...Selvi boylum al yazmalım...
Klasik kitapların, filmlerin rafında konu olarak aşkı arayarak gözlerim ilerlerken, neler geliyor aklima?
Ah, işte, hiç bir zaman anlayamadığım Rüzgar gibi Geçti! Scarlett'i hiç anlayamadım, sevmedim de. Kazablanka'lı Sam de işlemedi bana, nedense....
Ama son zamanlarda seyrettiğim Lavanta Kokulu Kadınlarda ki-Ladies in Lavender- aşkı sevdim. Hani uzaktan olan, yaşı olmayan, zorlayıcılığı , diyalogları olmayan aşkı...
Zamanının geçtiğini sanan kadının bir erkeğe, erkeğin müziğe duyduğu aşkı...
Aşk için yapılanların aşkın taraflarına zarar vermesi obsesyonu ağır gelir bana.
Benim sevdiğim hikayeler daha heroic, daha kahramanca , daha özverili, daha içten içe çekilen aşkı anlatanlar ... Hani verem eden cinsten....Dedim ya Ingiliz ekolu aşklar:)
Yenilerden iki Edward Norton filmi geliyor aklıma...
Biri geçen kış seyrettiğim İluzyonist, Norton,Jessica
Biel ile başrolü paylaşıyor.
Film cok hoştu, aşkları çocukluk aşkı olarak başlıyor ve sosyal statü engeli var aralarında...Acı vardı ama Edward'ın aşkı yumuşacıktı...
Diğeri ise; Painted Veil, Boyalı Duvak... Yine Norton inanılmaz bir aşık portresi çiziyordu...Son zamanlarda en aklimda kalan sinemotografik romantik erkek karakteri,
Norton'un canlandırması ile seyrettiklerim oldu sanırım...
Norton Yale mezunu bir aktör. Kariyerinin son yıllarında hızla yükselişe geçtiği, neredeyse tüm film kritikleri tarafından kabul ediliyor. Aynı zamanda senaryo yazarliği ve yapımcılık yapıyor. Frida'nın senaryosuna hatırı sayılır katkısı olduğu biliniyor. Aktor, Frida cekildigi zamanlarda Selma Hayek ile beraberdi...
Ama , o aşk da zamanla bitti... Aktörler 50 yıllık aşkları sadece rol olarak mı tadacaklar hep acaba ?
Biten aşklar deyince, derin soruları da getiriyor akla...
Biten şeyler, bitmeyen şeyler... Neler biter , neler bitmez?
Aşk biter mi? Belki iki insanin aşkı bitebilir ama AŞK yeryüzünde hiç bitmeyecek bence...
Ya öğrenmek? Öğrenmek biter mi?
Ölümden bile öğrenilecek şeyler yok mudur? Kalanlar öğrenir mi, ölümden ders çıkarır mı? Tekrar sever mi? Peki, ölümden sonra kavuşulur mu?
Ya umut? Umut biter mi? Bitmeyen umut mudur, imkansız aşklara ölümden sonraki hayatta imkan aratan? There is always hope demis insanlar, yani herzaman umut vardır:)
Peki ya yaşam, ya sonsuzluk? Sonsuzluk biter mi? Uzay biter mi?
Yaşadıkça, dertler, mutluluklar, hayal kırıklıkları ve hayaller biter mi?
Aşk deyince, öyle düşündürdü beni....

Sevgiler

Inci

Er-k-ek Etimolojik incelenmesi

Erk er Türkçe ve Moğolca erke , güç .
Türkçeye geçerken sondaki e sesini düşürmüştür.
Moğolcadaki erke'nin kökeni olarak sankritçedeki urk ( güç ) kabul edilebilir.
Erkek eski Türkçe ile Moğolca'dan günümüze ulaşan bir sözcük.
Kök anlamı ile erk'i olan , güçlü anlamını veriyor.
Sümerlerden ur (erkek) gene Türkçe ir sözcükleri ve Yunanca'dan ar = arete(erdem) ar kökü ile bağlantılı olarak incelenebiliyor.
Türkçe'deki ek / ak eki ile türetildiğini söyleyebiliriz. Ür-k-ek, kor-k-ak sözcüklerinde olduğu gibi, er sahibi, erkli,er-k-ek olarak ulaşmıştır günümüze...
Bu kökten gelen en önemli sözcükler şüphesiz, er-mek (olgunlasmak), erdem, eren, vbgdir.
Latin dilinde erdemin karşılığı ise vir(erkek) tus olarak geçer ki diller arası anlamsal bağlantıda erkek=erdem olarak düşünülebilir.
Sanskirit'cede ki virah sözcüğü ile Latince'de ki virtus sözcüğü, Farsca'da ki vertu, İsponyolca'da ki virtud, İtalyanca'davki virtu sözcükleri erdem anlamındadır.
Sevgiler

Salı, Şubat 23, 2010

Kadına Etimolojik Anlamlandırma ( yazı tarihi: Temmuz, 2007)

Çocuklar doğmadan önce yapmayı sevdiğim bir şeyi yaptım yeniden dün akşam;sözlük okumak !
Ara sıra bir kelimenin anlamına sözlükten bakmayı ve sayfalarda gözlerimi avare avare gezdirmeyi özlemişim.
Aşağıda Zeki Eyuboglu'nun Turk Etimoloji Sözlüğünden edindigim bilgiler vardir.
Bana ilginc geldi . Ama her bünyeyi ilgilendirmeyeceği de muhakkak.
Okumak tamamen kendi sorumlulugunuzdur :=)
Konumuz kadın sözcüğünün kökeni...
Kadın: (Soğdakça) Hvaten = Kraliçeden hatun-katun-kadın
Kadın, Anadolu Türkçesinde sadece , kişinin dişisi anlamında söylenir.
Farsca: Zen
Alm. Frau
Latin:Femina
Arp: mer'e ( çoğul:nisa)
Fr. Femme
Rum. gune (gyme)
Ben en cok Soğdakca'nın köken anlamını beğendim. Ne de olsa, hepimiz kraliçeyiz:)
Soğdakça'yı ben de ilk kez duydum, boyutpedia.com sagolsun; Hint-Avrupa dil ailesinin Iran dalından bir dil imiş. Soğdakça, 7-9. yy ' da Orta Asya'nın uluslararası dili konumunda imiş.
Uygur Türkleri kendi alfabelerini Arami kökenli Sağol yazısı üzerine kurmuşlar. Aramice ya da Aramca, Sami dil ailesinden bir dil. Yunanca Aram (Suriye) kökünden gelir . Başta Suriye olmak üzere yakın Dogu'da, M.O. 6. yüzyıldan itibaren kullanılmıştır. Zamanla Yahudiler tarafından İbranice yerine kullanılmaya baslanmistir. İsa'nın anadilidir.
M.S. 7. yüzyılda İslamiyet'in yayılmasi ile de, yerini Arapça'ya bırakmıştır.
20.yy'da arkeologların araştırmaları sonucu ortaya çıkan Soğdakça'nın günümüzdeki uzantısı Semerkant'ta konuşulan lehçelerdir.
Sevgiler
Inci

Pazartesi, Şubat 08, 2010

Kaplar ne kaplar, ne kaplamaz ! ( Eylül, 2009)

Yine yeşillenmis okul yolları durumu ile birlikte, en mühim problemimiz (!?) olan kap kağıdı seçimleri de, gündeme hızlıca giriş yaptı.
Kap kağıdı açılımı altında, okul kırtasiye satışlarının sundugu seceneklere üstün körü bakılıp , burun kıvrıldıktan sonra, ''istikamet Şampiyon Kırtasiye '' şeklinde kendimi ve peşimdeki ''kap kap, kap'' tezahüratını aralıksız söyleyen 2 canavarımı pasaja zor attim.
Gün boyunca sürmüş olan, kırtasiye, İngilizce kitap, Türkçe kitap, yemekhane, servis, beden eğitimi kıyafeti, okul üniformasi şeklindeki hazine avcılığı macerasının, canavarlarıma göre, en önemli adımı ''kap kağıdı '' !
Tamamen deneysel olarak da, kıyafet deneme kabininde, small, medium, large beden denemeleri üçgeninde epey bir ter atmış annenin, ''kap'' lafı ile saçlarının tel tel havaya dikilebilecegi de, ispatlanmıs oldu.
Neyse, geldik Şampiyon Kirtasiye'ye...
Lafın gelişi , ''içerisi ana baba günü'' demek alışkanlık olmus ama , tam bir çocuk bayramı aslında....
O küçük dükkan, tüm pasaja yayıldığı halde, hala m2 ye 10 cocuk düşüyor.
En son hatırladığım, ücreti, üst kattan yardima inmis olan terzi hanima ödediğim...
Tum pasaj dayanışma icinde...
''Kap Kağidi Reyonu'', acaip çeşitli...
Kızım, '' Erdal Amca, kız kaplari nerede?'' diye sorduğunda, gayet olağan bir istekte bulunmus gibi,ayri yone; oğlan ise, Ben-Ten, Superman, mavi, erkek renk ve desenlerinin hakim olduğu, diğer yöne yönlendirildi !
Istesek, yaş yaş , takım takım, klasik, modern, vs gibi kategorilerde de ; klasmanlar vardır eminim!
En sonunda, gün boyu süren ''kayıt tamamlama maratonu'' memnun ve de mesut olduklari kaplar ile taclandırıldı, ve arabaya ve kafama sükünet hakim oldu:)
Şimdi is, yüzellidokuzbinsekizyüzelliyedi tane kitabı-defteri kaplayacak gücü bulmaya kaldi....
Veya ''kaplı kitap'' dağıtan okul bulmaya :)
Herkese kolay gelsin

Çeşitli, konusuz, alakasız düsünceler...

Kalkiş 6:10,
Yatağa varış 23 civarı ...
Tren gibi tüm gün çupapapa...
Hızla gelen giden düşüncelerin de , tren camından gecen manzaralar gibi akıldan geçtiği oluyor...Bu yazi da oyle iste. Çeşitli, konusuz, alakasız...
Ayakkabi olayında; yaşlandığıma karar verdim...
Ayakkabı ve çantayı çok sevmeme rağmen,ayağim ve elim hep rahat olanlarına gidiyor artik. Ağır çantaları, ortası oturmayan, burnu cendere tipi ayakkabıları hemen üstümden atasım geliyor...
Göz altı morlukları için, soğuk kompres öneririm. Aynı anda şakaklara da koyunca beynin donuyor !
Günes açınca, keyif termometresi yükseliyor 1-2 dizyem.
Bas / vucut ağrıları göstergesi düşüyor.
Bekliyoruz baharı:)
Gecen gün, çocuklar ile Eddie Murphy nin yeni filmi Hayal Et (Imagine That)' i seyrettik.
Ailece seyredilebilecek hoşça vakit geçirten bir film.
Eddie Murphy komedi aktörleri içinde iyilerinden. Film şerbetimsi de olsa, adam oyunculuk olarak emek dökmüş...
Küçük kız ise, gelecekte iyi bir oyuncu olacak diye kehanette bulunayım:)
Animsarsaniz, eskiler ''birseyi'' ''suraya'' yazarken, parmaklarını ıslatıp , duvara sürerlerdi...
İnsan beyni, kuş misali, öyle aklıma geliverdi...
Son olarak , Iglo bezelye cok nefis ..
Fiyat olarak yüksek ama bezelye saklamayan Ağustos kadınlari için, cam konserveden çok daha lezzetli sonuc veriyor...
Sevgiler,

9.Kasim.2009 Haberleri

Çeşitli Ajans
''Ajans dinleyecegim'' derdi babalar ve akan sular dururdu.
Dünya dönerdi ama evlerde hareket biterdi.
En azindan çocuk hafızam öyle depolamiş ajans anını.
Keskin dikkatli muzip bir arkadasim ''aç NTV'' yi dedi...Açtım.
Nasa Ay'ı roketlemiş... Nedeni uzay yolculuklarinda suyun ağır tutması ve taşıma zorluğu imiş...
Devamında Ay'da tarım bile yapılabilirmiş. Paftalar önce gidenlerce paylasılabilirmiş. Gitmeyenler öyle bakacakmis. O kraterde sicaklik eksi 200 C derece imiş. PEKİ...
Geçen gün kızım '' Anne Türk astronot var mı?'' dedi. Açtık Google Amcayı , baktık ki, varmış. Türk astronotun 2014 de uzaya gitmesi icin Amerika ile anlaşılmış... Sonra 2011 olmus tarih...1,5 milyar TL butce ayrilmis bu is icin... PEKI...
İkinci dikkat çekici haber; Obama'nın Nobel Barış Ödülü almasi...
Nasil yani, daha yeni tanisiyorduk adamla?
Oval ofise yerleştiği gün ana karnına düşen bebeler doğmadı daha!
Meğer onun da açıklaması varmış; Nükleer silahsizlanmayı teşvik edici çalışmalarını teşvik etmeye devam etmesi amacı ile verilmiş !
Eee, zaten tüm liderlerin yapması gereken iş, bu degil mi?
Sağduyulu mantıklı hareket etmek ve insanlığın, dünyanın devamı için çalışmak... Hadi neyse, bir PEKI daha....
Üstüne üstlük IMF yi baklava , börek ve imam bayildi ile ağırlayınca sevinen dolar da, hızlı düşüşe geçmiş...
Yani teğet olayı...PEKI...
En son haber ise, NY'da bir Türk iş adamı, Israilli ortağı ile birlikte
''One minute'' adlı kafe açmış. Işler çok iyi imiş. Bayilikler verilecekmiş...
Artık o noktada koptum...PEKI bi turlu gelmedi:)
Havsalam böyle karışık yemeğe alışık değil:)
Herkese iyi ajanslar:)

Dönme Dolap Sokak nerededir?

Kavacık Pazarına gidenler görmüşlerdir; pazarin bitişiğindeki sokağin ismi ''Perçemli Kız Sokaği''.
Tabelayı ne zaman okusam, gülümsememe neden olan naiflikte, pek hoş bir isim.
Sağda solda rastladiğim ve cok sevdiğim sokak isimleri, apartman adlari var.
Büyürken oturdugumuz apartmanın adı, ''Gelinler Apartmanı'' idi.
Çünkü oturanların hemen hepsi yeni evlenmiş insanlar idi ve yeni gelin gelmişlerdi apartmana...
O zamandan beri ilgimi ceker apartman, sokak ve semt isimleri...
Uzun uzun tarihçeleri degil de; nereden geldikleri, neden konduklari...
İstanbul'u tamamlayan hikaye tadı verirler bana.
Bazen de kendimin yazdigi hikayelere dönüsürler...
örneğin Asmalı Mescit sokağı... Kimler varmis, abdest almıştır asmanın gölgesinde?
Yürekyanığı sokak... Kavuşamayan aşıklar mı vermiştir adını?
HosSohbet sokak... Akşam üstü herkes sokakta toplanır ve sohbet mi ederler acaba?
Cihangir hele , enterasan sokak adları ile cok yaşasın...
Kasatura, Sungu sokak gibi ideolojik isimlerin yanisira, Otello Kamil Sokagi vardır ki mesala, sırf merak genini harekete gecirir...
Kamil isimli bir tiyatro sanatçısı imiş bu kişi, ve gercekten Otella rolünü oynama yeteneği ile sokağin isim babasi olmaya layık görülmüş.
Ne hos degil mi?
Ayhan Işık, Sadri Alışık, Münir Özkül sokakları veya şehit , gazi , asker isimleri ise; kişilerin hayatinin Istanbul'a koyduğu noktadır.
Bunlar hüzünlü isimlerdir. Diğerleri gibi romantizm veya muziplik yoktur tınılarında...
Muzip demis iken; yine ayni semtten, Cihangir'den,''Sormagir Sokak'' ve Tavukucmaz Sokak'' yaramaz cocuk oyunlarının isimlerine benzemiyor mu?
Hele Üsküdar'in Çelik Çomak Sokaği...
Kim oturur orada? Çocuk ruhlu güzel insanlar mı?
Bu isimlerden hoslanan biri olarak, en yadirgadiğim ise sitelere verilen yabanci isimler...
Kültürü ,tarihi, özgün hikayesi olmayan, modern ve batılı olduğunu çağrıştıracak pazarlama hileli isimler...
Orion sitesi, Uphill Court, Mayadrom Uptown, Innovia, Sefaköy Homeart gibi...
Halbuki hoş olmaz mı , örneğin Sakız Ağacı Sitesi, Güne Bakan Sitesi,
Mavi Bulut Sitesi, Meltem Rüzgarı Sitesi ?
Sokak adlarina acemice sevgi duymak başka da; insanın içinden ''yazası'' gelince internette şöyle bir dolaşıyor.
Sunay Akın bu işin miri, piri olarak; bilgi donatısı kitaplari ile öne cikiyor. Selim İleri keza oyle...

Sevgilerimle,
Inci

Are you smarter than a 5th grader?

9 13 16 9 49 ?
Sayı dizisinde soru işaretli yere hangi sayı gelir:)

Hadi bakalim:)

Efemera : Yani hayata dair yazılı belgeler

Efemera
Kelime Eski Yunanca kökenlidir ve "bir günden fazla dayanmayan" anlamına
gelen "ephemeron" un çoğul şeklidir.
(epi=bir, hemera=gün anlamına gelir). Geçmişte su sineği (Mayıs böceği)
gibi kısa ömürlü böcek ve bitkileri tanımlamakta kullanılmıştır. http://tr.wikipedia.org/wiki/Efemera
Günümüzde ise biriktirilmek amacı ile üretilmemiş kısa ömürlü ve
başlangıçta fazla değer taşımayan, ancak sonradan bazı koleksiyoncular
tarafından koleksiyon malzemesi haline getirilmiş "ıvır zıvır" ürünlerin
genel adıdır. Bu ürünler genellikle basılı materyalleri kapsar.
Bu efemera ürünlerinin arasında okul diplomaları, karneler, otobüs sinema
biletleri, piyango biletleri, spor toto kuponları, gazete nüshaları,
tanıtım broşürleri, mektuplar, kartvizitler, lokanta menüleri,
tapu senetleri, noter senetleri, banka dekontları,
çikolata ve sakızlardan çıkan kartlar, sigara kâğıtları,
posterler, pasaportlar, fotoğraflar,kartpostallar, düğün davetiyeleri
gibi gündelik hayatın ayrıntılarını belgeleyen materyaller sayılabilir.
Bugün özel koleksiyoncular dışında büyük ulusal kütüphaneler ve
müzeler de tarihin belli bir alanına ışık tutabilecek efemera
koleksiyonları barındırmaktadırlar.
Asağıdaki Yeats şiiri bir kolleksiyoncunun en degerli efemera'larından biri
olabilir....
“Bir kez olsun gözlerimden usanmayan gözlerin
Sarkmış göz kapaklarının ardında hüzünle çökmüş,
Aşkımızın solmasından.”
Ve sonra o:
“Aşkımız soluyor olsa da, bırak duralım
Gölün yalnız kıyısında, bir kez daha,
Birlikte, o anın nazikliğinde
Zavallı yorgun çocuk, tutku, uykuya daldığında.
Ne kadar uzak görünüyor yıldızlar, ve ne kadar uzak
İlk öpüşmemiz, ve ah, ne kadar yaşlı kalbim!”
Düşünceli, solmuş yapraklar boyunca yürüdüler,
Ellerini tuttuğu kadını yavaşça yanıtladı:
“Tutku çok yıprattı avare yüreklerimizi.”

Ağaçlar etraflarındaydı, sarı yapraklarsa
Sönük gök taşları gibi düşüyordu hüzünle, ve birden
Yaşlı ve topal bir tavşan sekti yoldan aşağı;
Güz çökmüştü üstüne: ve şimdi durdular
Gölün yalnız kıyısında bir kez daha:
Döndü ve kadının üzerinde ölü yapraklar gördü
Gözleri kadar çiyli, sükunetle toplanmış
Göğüslerinde ve saçlarında.
“Ah yas tutma,” dedi adam,
“Bizi bekleyen diğer aşklara yorgun oluşumuza;
Küskün saatler boyu nefret ve aşk duymamıza.
Önümüzde sonsuzluk uzanıyor; ve ruhlarımız,
Aşktır sadece ve hiç bitmeyen bir elveda.”
- W.B. Yeats (1889)
Bence bir efemera koleksiyoneri de kayınvalidem. 40 senelik günlükleri, içinde biletleri, sararmış küpürleri var.
Eşim 10 aylık iken, ne gün ateşlenmiş, doktor ne reçete yazmiş biliyor...
Kilo, boy, mama saatleri hep yazılı. Emek vermiş.
Günlükler çıkıp da, torunlara hikayeler anlatılınca, cocuklar büyülenmiş gibi dinliyor.
Rahmetli anneannemin de, her kitabının içinden, kuru çiçek çıkardı.
Yolda görmüş, elindeki kitaba koymuş.
Kitaplar bana kalinca, açıp açıp çicekleri bulunca; ahhh, ahhh....
Ya, boyle iste...
Benim efemeralarım da ara ara yazdığım satırlar...
Yahoo arşivliyor, blogspot arşivliyor...
Basılı değil, sanal...
Sayılır mi ki ?

Pazartesi, Temmuz 20, 2009

Tekfen Cumhuriyet Konseri

Yazi Tarihi 30.10.2008
Cuma aksami Tekfen Cumhuriyet Bayrami konserine gectigimiz hafta gittik.
Anlatici olarak Arsen Gurzap ve Yetkin Dikinciler'in gorev aldigi, Tekfen Flarmoni'nin sundugu muthis bir muzikalite ve kusursuz sunumun yanisira, anlatimin, seslendirmenin, diksiyonun yuksek kalitesi ile bezenmis ust kalitede bir dinleti izledik.
Calinan Istiklal Marsi ornekleri, okunan anektodlar, aktarilan tarihsel olaylar zaman zaman bogazimizin dugumlenmesine, gozlerimizin dolmasina yol acti.
En sonda ise, tum salonun ayakta Istiklal Marsimizi, tum orkestra, tenorlar, Arsen Gurzap ve Yetkin Dikicilerin ve seyircilerin katilimi ile beraber soylemesi ise milli duygularimizin costugu, Cumhuriyet sevgisinin tastigi anlardi.
Arsivlerden cikan eserlerin , bestecilerin hikayeleri kadar; katilan eserlerin muzikal farkliliklari da ilgi cekici idi.
Iclerinde klasik Turk Musikisi formatinda bestelenmis olanlar, opera formuna uygun olarak bestelenmis olanlar, turku formuna uygun bestelenenler, ve Kazim Karabekir Pasa'nin, Mehmet Akif'in guftesini begenmeyerek kendisinin yazip-besteledigi mars formunda olan da vardi.
Ilginc gelen bir baska konu ise;
Acilan beste yarismasini gelen pek cok eser arasindan -ki gonderenler arasinda ogrenciler, muzik ogretmenleri, yabanci kompozitorler ve meshur Turk bestecileri var-ilk once Ali Rifat Cagatay'in bestesinin kazanmasina ragmen;
bir sure sonra bu beste kullanildiktan sonra ; Zeki Ungur'un Izmir'in Kurtulusu'nu bir sohbet ortaminda dinleyip cok etkilerek bugun hepimizin bildigi Istiklal Marsi'ni besteledigi ve daha sonra bu bestenin daha cok begenilerek kabul edildigi idi...
Buyuk Holdinglerin bu kultur calismalari ulkemiz ve bizler icin cok anlamli , cok onemli ve cok degerli.

Eurovision 2009

Yazi tarihi: 5 Ocak 2009

Ben cevap veriyorum; hayir...

Ama bu sadece ''sarkiyi begendiniz mi ?'' sorusunun yaniti. Bu sarki is yapar mi sorusunun yaniti '' yapabilir ...''
Bu sorulari izlemesi pek muhtemel soru ''Hadise'yi begendiniz mi?'' sorulursa;
''benim icin fark etmez ama yilbasi aksami evde bulunan tum beyler begendi, buna 6 yasindaki Cancan bile dahil:) diye yanitlayabilirim.
Sonucta Eurovizyon adini , formatini, puanlamasini, yarisanlarini vs tamamen degistirmesi gereken bir yarisma bana gore...
Amator yeteneklerin , ust kalite evrensel muzik yaparak basari ve baris elde amaci yerine;
alt- ust cografya boregi ulkelerin karsilikli ayran tokusturmasi sekline donusmus durumda...
Bu sene Fransa Patricia Kaas'i gondererek iyice amatorlukten cikardi yarismayi...
Jade Owen ile katilan Ingiltere de, Fransa'nin ayak izlerini takipte...
Umarim tamamen adi duyulmamis, amator bir sarkici kazanir:)

Semt Pazarlari

Istanbul'un semt pazarlarina, ve biz Turklerin pazar sevgisine bayiliyorum.
Amerika'ya ogrenci olarak gittigimde, yiyecek alisverisi icin supermarkete gittigimizde, domateslerin hepsi nasil ayni boy diye sordugumu hatirliyorum. 19 yil onceydi, ve ben sebzelerini hep pazardan alan bir annenin kizi olarak buyumustum:)

Ekonomik krizlerde- maalesef bir kac tane var yakin gecmiste- hep goruruz, Tv'ler pazarlarda roportaj yapar. Bir keresinde bir hanim demisti ki, pazarlar olmasa, bu ekonomik krizde intiharlar, adam oldurmeler artar. Bence cok hakliydi. Insanlar daha iyi fiyata yiyecek, giysi alisverisi yapabiliyor.
Ayrica hangi ulkenin varoslarinin genc kizlari boyle hos giyimlidir:)

Bugun 4 levent spor yazarlari klubunun oradaki semt pazarina gittim. Can in anaokulu Kangru ya cok yakin. Cocuklar kucuk oldugu icin, tisort, sort, corap vbg ihtiyaclarini pazardan aliyorum ben. Hem lekelenip, kuculunce cok uzulmuyorum, hemde daha cok alabiliyorum. Malum, zaten pazarlarimiz Marka dolu.

Bir grup turist vardi, ellerindeki, Nike, Mango, Zara markalarina saskinlik ile bakan, onlara iki dakikada cay ikram eden cok sevimli konuksever pazarcilar vardi. Neyi alacagini sasiran iki AberCrombi &Fich etegi ust uste giyen turist kiz da cok sekerdi. Herkes mutlu idi.

Biraz otede kendime plaj sapkasi alirken, tezgahtar hanim ile sohbet ettik. Cok hos , cok bakimli idi. Emekli hemsire imis. Simdi ogullarinin egitimi icin pazarcilik yapiyormus. Arada sicaktan fenalasan hanimlara az yardimim dokunmadi dedi.

Enfes hint isi bluz ve elbiseler vardi. Hele elbiseler, plajda cesit cesit giy; Eda ve Sureyya arkandan baksin seklinde idi.

Burcu ya iki adet alti dantel , dizde biten tayt aldim. Burcin in okulunda dans ederken giysin diye.
Can bir sort ve alt ust sort pijama takim sahibi oldu. Ben plaj sapkasi aldim. Evdeki yardimcima iki tane T-shirt.
Sut dari misir, ve Dut cikkkkmissss.....Hic atlamadim tabiii.

Yarin Levent semt pazari var. Pazarseverler biliyordur ama ben yine de hatirlatayim :)))

Sevgiler

Inci

Yasam Ansiklopedisi

1,8 milyon hayvan ve bitki turunu iceren yasam ansiklopedisi on yil icinde tamamlanacak.
Internet ansiklopedisindeki metinler fotograf, harita, ve videolarla zenginlestirilecek.

Ilk basta ingilizce olarak yayimlanacak olan Encyclopedia of life , daha sonra diger dillere cevrilecek.

25-30 bilim insanindan olusan proje ekibi, Ausebel James Edwards tarafindan yonetiliyor ve hedef herkese bilgilere ucretsiz ulasabilme olanagini sunmayi hedefliyorlar.

Ilk tespitlere gore maliyet 100 milyon Amerikan dolari civarinda, ve ilk 12,5 milyon dolari cesitli vakiflar tarafindan karsilandi.

Tanitim kaydi http://www.eol.org/ sitesinden izlenebilmekte.


Kaynak:Cumhuriyet Bilim