Gezi yazilari / Gezi fotograflari etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi yazilari / Gezi fotograflari etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Mayıs 26, 2010

Deniz, Dut, Tuz, Yosun, Balık anlatır 3-5 günümü...

Hava, bahara dönerken kararsızdır. Açsa mı, yağsa mı, esse mi, ısınsa mı bilemez. Ama insan kararsız değildir.
Gezse mi tozsa mı diye düşünmesine gerek kalmadan atar kendini yollara...
Uzanıverir memleketin sıcak illerine, illa ki de deniz kenarına...
Varınca Çeşme'nin civarına mavi görünüverir uzaktan.
Koşası gelir insanın bavulları ile dalgaların kollarına.
Hadi deseler; utanmasa yaşından, kumsalda kurtulacak kazağından, pantolonundan;
hiç vakit kaybetmek istemez artık , uyandıktan sonra uzun süren kışın koynundan.
Önce ayağını sokar suya... Malum, çorapları çıkarmak kolaydır.
Sonra, bileğini....
Isırır soğuk suö deri stündeki gözeneklerini.
Alışırsa biraz, hele ki cesurundan ise bünyesi, dize çıkıverir suyun izi...
Bi koşu değişilir üst baş; arada kışın alınan gramajlara hayıflanılır 3-5 dakika, sonra 'aman denir, boşver şimdi, yüzerken veririm nasılsa'...
Varılınca denize, artık engel kalmamıştır dalışa...
İlk giriş zor olur ama sonrası ömre bedel... Çıkınca mavi sulardan, koşarken havluya doğru, burna gelir saçtaki denizin yosun kokusu...
Tuz tadı kalır ağzında insanın.
Tuzlu su yolunu bulur burunda, dehlizlerine ulaşır burunun, ta ki okşayana kadar, kışın dolan sinüsleri...
Çeşme'ye doyamadan daha, geÇer ise haftasonu,
Heyhat ne gam, eklesene sağı solu...
Çagırınca Foça'nın Karataşı,
insanın idraki bahar sarhoşu,
Taban varır ikinci Mersinakiye...
Yan bahçenin dut ağacı, öyle çok da değil yaşı,
Eğer dallarını uysalca, 'dutlarımdan tadsana' diye...
Akşam demek balık demek, rakı demek, yakamoz demek...
Esen yelde hafifçe ürpermek demek...
Sabah demek, boyoz demek, gevrek demek
Arkasından sakızlı dibek kave içmek gerek...
Asıl zoru şimdilik Ege'ye hoşçakal demek....
Kalbim Ege'de kaldı , aynı Sezen gibi;)

Cuma, Şubat 26, 2010

İstanbul Oyuncak Müzesi (Temmuz 15 2007)

Bugün çocuklar ile Oyuncak Müzesine gittik...Ben çok beğendim. Bu kadar oyuncak sevgisi, bağlılık, hayatı oyuncaklar ile yaşama, her karede bir oyuncak saklama....
Müzenin bir hikayecinin (Sunay Akın) hayal gücü ile kurulduğu belli oluyor.
Her bir vitrinde başka konu var. Uzay köşesi de var, Titanik köşesi de.
En alt katta, camlarından balıklar görünen denizaltı var.Müze girişinde 3 adet zürafa nobet tutuyor:)
Ilk Barbi hostes 1950 yılından saklanma...1880 yılından çek çek arabadaki bebek, ayıcıklar, dikiş makinaları koleksiyonu , pamuk prenses ve yedi cüceler, Nuh'un gemisi, Hover makina maketleriö yıl 1975ler-Ho ho ho Hover, süpürür, döver,her eve gereklidir Hover- hatırladınız mi?
Enfes ama gerçekten enfes minyatür kasap, manifaturacı, patisseri dükkanları..
Eyüp Sultan'a sünnet öncesi oyuncak almaya getirilen çocukların gözdesi, Eyüp oyunçakcılarının, en sonuncusu 1950 de kapananlarının anısına yapılmış, küçük oyuncakçı dükkanı ve içindeki mumya oyuncakçı dede... Oyuncakçının çırağı da günümüzde hepimizin tanıdığı ünlü bir komedyen:) Müjdat Gezen.
Trenler, itfaiye arabaları, çay partisi ıçın kurulmuş sofralar, bebekler, topaçlar, hepsi hem ayrı ayrı hem de bir arada çeşitli kompozisyonlar kurularak, büyülü bir hayal gücü ile sunulmuş.
Fotoğraflar için,
http://picasaweb.google.com/incitulpar/OyunCakMuzesi?authkey=Gv1sRgCKbw0sDjs-CEggE#slideshow/5442464896964606402
En alt kattaki sinema salonunda, 18 dakikalık Nebil Özgentürk'ün yönettiği Yeşilçam'ın oyuncaklarını anlatan kısa bir film var. Kolajlardan oluşuyor.
Ben pek baştan sona dek Yeşilçam filmini seyretmeye dayanamam. Ama oyuncaklar etrafında kolaj olarak hazırlanan bu kısa filmdeki, değişik film fragmanlarına doyamadım.Yeşilçam'a mesafeli duruşumun istisnaları var tabii.
Cengiz Aytmatov'un kitabından Selvi Boylum Al Yazmalım'ı , kaç defa seyrettim ve şapır şapır ağladığımı anımsamıyorum bile...Neyse, Yeşilçam başka bir yazının konusu olabilir:)Çocuklar oyuncak müzesini çok beğendi.
Büyükler de hoşlanarak geziyor.
Sevgiler

Pazartesi, Şubat 22, 2010

Brüksel İzlenimleri (yazı tarihi Ağustos 2008)

Gezinin son durağı, Brüksel idi. Brüksel gösterişli diğer Avrupa şehirleri ile karşılastırıldığında, ilk başta çok albenisi olan, veya turistlerin öncelikli tercihi olan bir şehir değil. Ama ben çok sevdim:)
Avrupa Birliğinin başkenti olduktan sonra, gördüğü ilgi biraz daha artmış durumda.
Şehrin dış eteklerindeki mahalleler çeşitli halkların yoğunlukla yaşadığı yerler. Çin, Arap, Türk mahalleleri değişik oryantal dokuları ile hemen fark ediliyor. Şehir merkezi ise; bana biraz Paris'i anımsattı . En ünlü meydan olan Grand Markt, etrafında gösterişli binaların olduğu küçük bir meydan. Biraz Floransa, biraz İzmir havası var sanki..Ağustos ortasında meydan yerlere serilen törf üzerinde oluşturulan çiçek festivali burada yapılıyor. Biz orada iken festival hazırlıkları başlamış idi. Bittiğinde 800,000 den fazla çiçeğin oluşturduğu renkli motifli bir çiçek halısı çıkıyormuş ortaya.
Royal Museum of Fine Arts'da Brueghel bölümü dışında oyalanmadık ve en merak ettiğim, ve giderseniz ''görmek gerek ''diyebileceğim MIM; Müzikal Enstrümanlar Müzesine geçtik.
İçinde her türlü, her zamandan, neredeyse tüm değişik örnekleri bulunan 2000 den fazla enstrümanın ve ülkelere göre dağılımları ile birlikte sergilendiği bir müze. Müzenin binası da Art Nouveau tarzında yapılmış , eski bir İngiliz mağazasından dönüştürülmüş enfes bir bina. Çocukların gezi genelinde en favori lokasyonlarından biri de burası oldu çünkü, müze girişinde herkese verilen kulaklıklardan; önünde durduğunuz enstrümanın sesi, tınısı ve bestesi geliyor.
Hem gezip, hem tempo tutabilir hatta bazen içinizden gelen bir iki dans figürüne kendinizi kaptırabilirsiniz:)
Belçika Royal Palace , kraliyet ailesinin sarayı, yaz aylarında seromoni odalarını ücretsiz olarak halka açık tutuyor. Güzel bir saray. Özellikle balo salonunun büyüklüğü, yer kaplamaları ve avizeler göz dolduruyor. Sırada beklerken arkamdaki çok şık, çok Avrupa'lı iki hanıma, ''Belçika Kraliçesinin adı Beatrice mi acaba diye sordum , ama fena yanilmisim:)
Beatrice Hollanda'nın kraliçesi imiş:) Belçika Kraliçesi Paola imiş ve kendisi İtalyanmış.
Daha sonra anladığım kadarı ile Belçika Kraliyet ailesi magazinlerde yer almıyor ve bununla da gurur duyuyorlar. Ingilizler gibi kraliyet ailelerinin magazin gündemi olmasını nahoş sayan bir halk Belçikalılar da ve Kraliçelerinin ülkenin resmi dili Flamanca'yı bilmemesine bozuluyorlar.
Bu kadarcık dedikodu sonrası, gelelim ünlü küçük çocuk heykeline. Sanırım bu heykelin bu kadar ünlü olmasına en çok Belçikalı'lar şaşırıyor ama öyle işte:)
Sevimli ve tahmin ötesi küçük bir boyutta... Heykel, sembol vs deyince hep büyük ebat beklentim varmış sanırım ki, küçücük çeşmesi üstünde su akıtan bronz heykelcik süpriz oldu:) Bu ufaklığın gardırobu varmış ve içinde yılın çeşitli zamanlarında giydigi 650 kıyafeti varmış.
Biz gördüğümüzde ise, gayet çıplaktı:)
Şehrin bu bölgesine giderken Rue de Chapaliers üzerindeki Dandoy''a uğrayıp Belçika Waffle'i yemenizi öneririm. Şehrin her yerinde waffle ve dondurma satan küçük dükkanlar var ama Dandoy bizim İstiklal Caddesi'ndeki profitrolcü İnci gibi küçük, eski ve lezzetli waffle yapan bir patisseri. Turistik Rehber kitaplarda önerilen Atomium ve MiniEurope vakit olursa görülebilir ama şehrin epey dışında, ve MiniEurope çocuklara ilginc gelebilecek bir yer olmasına rağmen ; uğranması gereken bir lokasyon değil. Pazar günleri Charles Bull meydanında bizim Ortaköy pazarına benzer takı-tuka pazarı kuruluyor. Tesadüfen rastladık, Afrika kolyeleri, şallar, şalvarlar, otontik eşyalar satılıyor.
Şehrin içinde çok hoş danteller satan dükkanlar var. Elbette çukulata'nın envai çeşidi , her form ve tat bulunabilirliği ile satılıyor. Çukulata sevenler dükkanları dolduruyorlar:)
Belçika'da yemek deyince akla hemen kereviz, pırasa ve yeşillikler ile pişirilen midye çorbası geliyor. Çeşitli yerlerde beyaz şaraplı veya sade olarak da bulmak mümkün.
Şehrin icinde Leon uygun fiyatlı ve lezzetli kum midyeleri ile herkesin ilgi gösterdiği bir restaurant. Bulunduğu bölge Çicek Pasaji ve civarındaki balık pazarı lokantalarını anımsatıyor. Her masada boş midye kabuklarının ortaya getirilen büyük kaseye düşerken çıkardığı takırdama sesini duymak ve midye dağlarını görmek mümkün.
Belçikalılar, dışarıda yemeği seven, çoluk çocuk uzun saatler boyunca yemek keyfi yapan bir millet. Iyi yemekli ve iyi fiyatlı restaurantlar için lokal halkın ilgi gösterdiği yerlere yönelmek gerek. Şehrin turistik bölgesi olan Grand Markt tarafında değil, daha çok Saint Catherine Kilisesi'nin olduğu Old Canal - eski kanal bölgesinde ; çok hoş keten örtülü, servisi ve menüsü üst düzey yerler var. Tipik bir Belçika kuzini için, La Bella Maraichere'iyi önerebilirim.
Sonucta nereyi tercih ederseniz edin, Brüksel mutfak olarak çok zengin ve hoş restaurantlar ile dolu bir şehir. Brüksel'in civarında görülmesi tavsiye edilen Brugges ve Gent şehirlerini kısıtlı zamanda ziyaret edemedik. Gören arkadaslarim çok tavsiye ediyorlar, umarım yolunuz düşerse sizler görebilirsiniz.
Son olarak da seyahatlerde rehber kitap olarak DK Eyewitness Travel serisinin Top 10 kitaplarını tavsiye ederim. Kompakt, yönlendirici ve bilgilendirici. Derinlemesine değilse bile, zaman kısıtlaması olanlar için yeterli açıklamayı , zorlanmadan bilgi edinimini kolaylaştırıcı kitaplar. Fiyat ve hacim olarak da benzerlerinden avantajlı . Akmerkez Remzi'de pek çok şehir için bulunabiliyor:)
Fotolar için link adresi şöyle:)
http://picasaweb.google.com/incitulpar/Bruksel?authkey=oTxbLtWWOhM
Sevgiler
Inci

Amsterdam İzlenimleri ( yazı tarihi Ağustos 2008)

Amsterdam benim çok merak ettiğim bir şehirdi. En sonunda görmek kısmet oldu.
Ilk izlenim olarak büyük bir üzüntü ile çok pis bir şehir olduğunu düşündüm.
Kanalları, sokakları pis. Çöp ve atık içinde.
Öyle ki kanallarda boş içki şişeleri , pet şişeler, kağıtlar yüzüyor ve suyun rengi pis bulanık bir yeşil. Etrafta kanal temizleyen görevli temizlik botu gibi bir çalışma göremedim.
Amsterdam tamam pis ama aynı zamanda da ilginç bir şehir.
Evler , yapılışları, tepelerindeki makara sistemi , duvar süslemeleri, kabartmalar, heykelcikler göz alıcı. Amsterdam'da ki kanal evlerinin girişleri ve merdivenleri çok dar olduğu için, eşyalar evlere çatının altına takılan bir makara ile çekilerek pencerelerden içeri alınıyormus. Makaraları ve tepe pencerelerini fotoğraflarda görebilirsiniz.
Amsterdam insanları keyifli, bisikletsever, turistlerden bıkmış, Avrupa'da en az ortalama çalışma saati ile en yüksek gelire ulaşan bir nüfus. Bisiklet yaşamın o kadar içinde ki; bebeleri, küçük çocukları, takım elbiselileri, yüksek topukluları, market alışverişi yapanları, bisikletlerin üzerinde büyük bir rahatlık ve seri şekilde hareket ederken görmek mümkün.
Amsterdam şehir merkezinde kanal boyunda tekne evleri fark ediyorsunuz. Bunlardan resmi izinli olanlarin içinde elektrik ve ısınma için doğal gaz bağlantısı mevcut, kaçak olanlarda bu fasiliteler yok. Son yıllarda etrafa yapılan banliyöler ile oldukça gelişmiş bir çevre yaşam ağı kurulmuş. Bisiklet yolları olduğu için arabalar tarafından rahatsız edilmeden gayet efektif ve zevkli bir ulaşım ağı oluşmuş durumda.
Amsterdam havası yazları 19-20 C civarında. Bize göre Ağustos ayı için oldukça serin. Gideceklerin temkinli olması hatta ara ara bastıran yağmurlara hazırlıklı olması iyi olur.
Amsterdam'da ilk durak Ann Frank'in evi idi. Burayı ziyaret edeceklerin sabah oldukça erken saatte oraya ulaşmaları sıra beklememek adına önemli. Insanın içini acıtan etkileyici ve görülmesi gereken bir lokasyon. En üzücü olanı da orada gün ışığı görmeden yaşanan 2 yıl sonunda sonucun yine de değişmemiş olması. Holokost sırasında kamplarda ölenlerin sayısı yaklaşık 4 milyon. Bunlardan birinin bile hikayesi insanı derinden yaralıyor.
Burcu ( 10 yaş) ziyaret sırasında çok üzüldü, ve durmadan nedenler, niçinler, nasıllar hakkında sorular sordu, dozunu yaşına göre ayarlayarak açıklamaya çalıştık.
Can ( 5.5) pek kavrayamadı ve sadece evi ziyaret ettiğimizi düşündü ki bence çok da iyi oldu.
Ann Frank'in evinden çıkınca 100 mt ileride Lale Müzesi denilen bir yer var ki, bence Türkler açısından çok ziyaret edilmesi gerekmiyor. Lale'nin tarihçesi, yerleşimi, yetiştirilişi ve çeşitleri hakkında bilgi veriyor ve bol bol Osmanlı padişahları, Lale Devri ile ortalama kalite ve ilginçlikteki lale motifli çini örnekleri sergileniyor.
Madame Toussad müzesi yine yakın sayılabilecek bir mesafede ama sıra çok olduğu ve asıl hedef Van Gogh müzesi olduğu için biz ziyaret etmedik.
Gezinin en tatmin edici aktivitesi, elbette ki Van Gogh müzesi idi. Eğer Van Gogh seviyorsanız ve bu dahinin eserleri, hayat hikyesi size ilginç geliyor ise; hayatın bir aşamasında mutlaka uğranması gereken bir yer...
Anlatmak okuyan icin uzun ve sıkıcı olabilir. Çok kalabalık, çok turist dolu ve resimleri incelemek, hikayelerini sindirmek için kalabalıktan dolayı yeterli fırsatı bulamıyor insan.
Yine de müthisti. Amsterdam'ın asıl büyük müzesi ise, Rijks Museum. 17 yüzyıl Dutch ressamların Golden Age - Altın Çağ resimlerini - genellikle dönemin kalbur üstü aristokrat, bürokrat ve zengin tacirlerinin portrelerini görmek isteyenler için ziyaret edilesi bir müze. Vermeer ve Rembrandt eserleri göz alıcı. Sanat Tarihi majorı olan veya resim sanatına özel ilgi duyanlar için muhteşem bir görsel şölen.
Yine Rijk müzesinin alt katında, özellikle kız çocuklarının bayılacağı bir oyun evi kolleksiyonu var. Porselenden yapılmış, altın yaldızlı boyalar ile boyanmış, kat kat , inanılmaz büyüklükteki oyun evleri tüm küçük detayları ile birlikte sergileniyor.
Maalesef fotoğraf yasağı olduğu için örnek foto yükleyemiyorum ama müzenin kendi linkini ekliyorum ki, merak edenler sanal bir tur yapabilsinler:)
http://www.rijksmuseum.nl/aria/aria_assets/BK-NM-1010?lang=en&context_space=aria_encyclopedia&context_id=00050219
Veee olmaz ise olmaz, kanal turu... Şehrin nasıl su ile iç içe bir tarihi ve coğrafyası olduğunun anlaşılabilmesi için harika fırsat. Yorgun ayaklara da gayet iyi geliyor:)
Çiçek marketi, yürüyerek şehir turu, çeşitli kafeler şehri tanımak için uğranılabilecek yerler.
Fotolar ektedir:)
http://picasaweb.google.com/incitulpar/Amsterdam?authkey=EiJmNejr4xE
Sevgilerimle

Inci

Europa Park Ağustos 2008

Uzun süredir ilk kez ailece bir yurtdışı tatili gerçekleştirdik.
Hepimiz eğlenceli, güzel anılar yaratacak anlamlı bir kombinasyona ulasmak icin , ceşitli durakların kombinasyonundan oluşan bir program yaptık.
Ilk durak Sevgili Erim'lerin ayak izlerini takip ederek ulaştığımız EuropaPark oldu.
Küçük çocuklu tüm ailelere tavsiye ederim. Ben bile -ki cok lunapark, oyuncak düşkünü değilimdir- çok eğlendim ve iyi vakit geçirdim. Yöre ile ilgili genel izlenimlerim ise;
Almanya'nin güney bölgesi havası, doğası, insanı hoş bir yer...
Sttutgart Havaalanından araba kiralayarak, EuropaPark'ın bulunduğu Rust şehrine ulaşım otoban uzerinden 1saat 15 dak. Eğer bizim gibi GPS ayarlarını tam yapamaz ve rota secenek menüsü içinde olan ''otobanları kullanmadan git'' seçeneğinin kurbanı (!) olursanız ( bence iyi ki oyle oldu:) inanılmaz güzellikteki Karaormanların içinde kurulmuş küçük köy yollarından gecerek 2 saat civarı sürüyor. Almanya köyleri masal evleri görünümlü evlerden ve kiliselerden
olusuyor. Daha önce sadece iş için 2 büyük şehrine kısıtlı zamanda uğradığım Almanya'nın kırsal yüzünü görmek ülke ile ilgili hislerimde ciddi olumlu değisikliğe yol açtı.
Bizim bulunduğumuz bölge Rust şehri idi. EuropaPark bölgenin en onemli is ve eğlence sektörü durumunda. EuropaPark'ta mevsimlere göre temalar işleniyor. Yaz aylarının temasi, su...
Hava sıcaklığının zaman zaman 32C kadar çıktığı düşünülürse ise, su temalı oyuncak ve
eğlence tam yerinde bir seçim.
Aralık ayının teması ise tahmin edebileceğiniz gibi Noel ve yılbaşı:) Eminim soğuk ama büyüleyici bir atmosfer yaratabiliyorlardır. Bu aralar Birlesik Avrupa'nın önemli tartışma konularından biri
kırsal alanların değerlendirilmesi durumu. Bir görüş EuropaPark gibi daha çok sayıda eğlence parkı açılarak, kırsal alanların gelir ve turizm olarak değerlendirilmesini savunur iken; çevrecilerin de içinde bulunduğu diğer görüş, asıl önceliğin tarıma verilmesi, artan insan nüfusu, değişen iklimler ve su sıkıntısının yaratacağı besin eksikliğinin bu şekilde karşılanması
gerektiği yönünde.
Aynı grup; bu tip büyük eğlence komplekslerinin getirisi kadar çevre koşullarına yapacağı olumsuz etkiyi de tartışmanın en önemli maddesi olarak gündeme getiriyor.
EuroPaPark devasa bir su arıtma tesisine sahip ve bu tesisten tüm Park ve çevresindeki küçük şehirler şebeke sularını sağlıyorlarmış . Yoğun turist akımı, fauna ve flora bozulması, kuşların, geyiklerin rahatsızlığı, bölge su kaynaklarının hızlı tüketilmesi ve olası çöp dağları da, olayın negatif yansımaları. Benim kısıtlı sürede gördüğüm kadarı ile EuropaPark çok eğlenceli ve gelir getiren bir yer ve etrafı doğal güzellik olarak çok iyi korunmuş durumda:)
Aşağıda gezinin bu kısmı ile ilgili bazı fotoları paylaşıyorum, linke tıklamanız yeterli:)
Sevgiler
Inci
http://picasaweb.google.com/incitulpar/EuropaPark?authkey=ZQ9Y4am1xG0

Falkirk Çarkı

Edinburg'dan araba ile ayrılıp, İrlanda Denizini feribot ile geçmeden önce, yolumuzun üstündeki mühendislik harikası Falkirk Çarkı'na uğradık.
http://picasaweb.google.com/incitulpar/FalkirkWheel?authkey=Gv1sRgCJGFoJ-yidTD9QE#5441070210133185282
Falkirk Çarkı (Wheel) dünyanın ilk ve tek döner tekne kaldırma ve indirme çarkı.
Başlıca inşaa edilme nedeni, aralarında kot farkı bulunan Fort ve Clyde kanallarını birbirine bağlamak.
Glasgow ve Edinburgh arasında kırsal alanda yeralan Falkirk Wheel 84.5 milyon Sterlin harcanarak inşa edilmiş.
Çark, 30 metrenin üzerindeki tekneleri iki kanal arasında havaya kaldırarak, bir dizi kilitli kanalla bir gün sürebilecek işi çeyrek saat içinde tamamlayabiliyor. Edinburgh tarafından yaklaşılırken gemiler heyecan verici şekilde Antonine Duvarının altındaki bir tünelden su kemerine geçiriliyor. Tekneler 35 metre uzunluğundaki masif çelik kolların ucundaki 250.000 litre kapasiteli büyük bir silidirik bir su haznesiiçine yerleştikten sonra, kapaklar kapatılıyor ve hidrolik motorlarla harekete geçirilen çark, alt seviyedeki tekneleri yukarı, yukarıdaki tekneleri de aşağı indiriyor. Daha sonra kapaklar açılıp su seviyesi eşitleniyor ve tekneler yollarına devam ediyor. İşlem sırasında kolların yataylığı korunuyor.
Aşağı İskoçya bölgesinde geleneksel olarak kanal ulaşımı kullanılmadığından, bu büyüleyici yapının işlevsel yanı ikinci planda kalıyor. Falkirk Wheel'in asıl amacı ise turizm.
Yapının İskoçyalılar açısından farklı bir anlamı daha var: "İskoçya'da birbiriyle görüşmeyen batı ve doğu kıyılarını birleştirici bir görev üstlenecektir" diyor baş tasarımcı Tony Kettle.
Falkirk Wheel, üretim ekonomisinin turistik amaçlara hizmet ettiği post modern bir sanayi yapısı olarak tanımlanıyor.
Teknik Bilgiler; The Millennium Link

Pazar, Şubat 21, 2010

Işığı daim şehir, Edinburgh

Bizden daha fazla seyahat eden , daha fazla ülke , şehir gören pek çok aile var çevremizde... Sanırım tek fark, benim mümkün olduğunca seyahatleri, şehirleri, yolculukları yazmaya çalışmam ve gezerken de , yazarken de, fotoğraflarken de; yer yurt ayırd etmeden, aynı hazzı hissetmem...
Bir yandan da, gün gelir, çocuklar açar , okur , anımsar diye yazıyorum;)
O yüzden, bu bir 'nereleri gördüm' yazısı değildir, o yerin dimağ ve damakta bıraktığı kişisel ve ailesel tadın, ileride tekrar anımsanması için seyahat notudur.
Gelelim 2009 yılının Temmuz ayında yaptığımız seyahatin, ilk durağı olan Edinburgh'a varışımıza;
İstanbul'dan Manchester'a uçup, Avis'ten tersten taraflı direksiyonu olan , üstelik de düz vites bir araba kiraladıktan ve ilk 3-4 trafik göbeğinde, beynin sağ ve sol yarılarını alabora edecek dönüşler yaptıktan sonra, İskoçya otobanına çıktık. Dağları, yeşili, gün ışığını, oynadığı gölgeleri, otların,otlakların üstünde aldığı tonları seyrede seyrede , soldan soldan sürdük arabayı...
Ülkeye varış saatimizin akşamüstü olması itibarı ile, öncel tahminim, Edinburgh'a vardığımızda karanlığın basmış olacağı idi.
Büyük bir memnuniyetle karışık şaşkınlık ile yanıldığımı, saat 23:00 civarı odaya yerleştikten sonra , bakışlarımın yöneldiği camdan görünen masal şehri Edinburgh silüetine bakınca anladım...
Hoş bir loşluk vardı ama karanlık yoktu.
Edinburgh Temmuz ayında müthiş bir ışığa sahip.
Ortaçağdan kalma, dünya mirası listesindeki Edinburgh, esasen 2 caddeden oluşuyor denilebilir. Yüzyılların izlerini taşıyan 2 cadde...
Eski kasabaya , yeni şehir eklenmiş ve büyümüş ama eski kasaba'nın büyüsü devam ediyor. Edinburgh , çok turistli ve çok turistik.
Yemesi, içmesi, kalması, gezmesi ile, turistik fiyatlandırmaya sahip bir yer.
Şehirin içinden alabileceğiniz günü birlik veya konaklamalı turlar ile İskoçya'nın platolarına ve göllerine geziler yapabilirsiniz.
Kuzu tüyü kazaklar, pileler ve ekoseler için sayısız alternatifli alışveriş yapabilir, müthiş bir viski damıtma tesisinde hem İskoç viskisinin yapımını ve tarihçesini ögrenip, hem de vanilyalıdan, baharatlıya, karanfilliden, elmalıya dek uzanan değişik aromalı viskilerden tadabilirsiniz.
Şato'nun kalabalık hediyelik dükkanını yok sayıp, yüksek surlarından ileri doğru bakarken , '17.yy da o taşlara kim ayak basıyordu acaba' diye düşüncelere dalabilirsiniz.
Şehrin içindeki onlarca kestirme geçişi ve hikayelerini keşfederken, yüzlerce basamağı inip , çıkabilir; yoruldukça soğuk bira içebilir, serin denizlerden çıkma lezzetli deniz mahsül ve yaratıklarını mideye indirebilirsiniz.
Müzelerin parasız, yerlisinin her daim bahşişler ile gönüllü rehber olduğu şehirde; cadıların, büyücelerin, hayaletlerin hikayeleri, şehrin tarhçesi ile iç içe geçmiş durumda.
Ortacağ tüccarlarının korunmuş evlerini, kürklü şapkalı askerlerin geçit törenlerini, eteklerini savura savura dolaşan uzun kırmızı saçlı genç erkekleri, adalet sarayının latince kabartma yazılı enfes gravürlerini ve yüzyıllık taşlara vuran yüksek gün ışığını izleye izleye Edinburgh'u gezmek son derece mutluluk verici.
Fotoğraflar için çift tıklatma lütfen ;)
http://picasaweb.google.com/incitulpar/Edinburg1?authkey=Gv1sRgCPuvoPzpt4Ht7AE#slideshow
Sevgiler

Pazartesi, Şubat 08, 2010

Chagall ve Pera

Chagall'ın renkleri müthiş ...
Pera Tünel arası Istanbul'un renkleri de öyle...
Big Chef's Tünel dekorasyonu ve yemekleri ile hem göze, hem mideye hitap ediyor...
Servis öğle yemeği saatinde olması gerekenden yavas ama muhabbet iyi ise, katlaniliyor...
Linke iki tık lütfen:)

Iyi Seyirler

http://picasaweb.google.com/incitulpar/2009_12_16?authkey=Gv1sRgCNvTjK3Wjq3ETQ#slideshow/5415864529995894802

Yüksel Aslan Retrospectif Sergi

Santral Istanbul, ilginc bir sergi ve Otto...
Güzel bir haftasonu aktivitesi...
Çocuklar alt katı keşfederken, siz serginin enterasanlığında dolaşabilirsiniz... http://picasaweb.google.com/incitulpar/SantRalIsTanBuLYukselAsLanRetrospectif?authkey=Gv1sRgCI-3__-A4fqFNQ#slideshow/5427013415994646130

Pazartesi, Temmuz 20, 2009

Iki Istanbul Lezzeti

Yazi tarihi: 20 Temmuz 2008

Dün erken bir akşam yemeği için sokak henüz kalabalıklaşmamış iken gittik.
Kalabalık iken çok turistik , çok meyhane, çok fasıl olabileceği için İstanbul yerleşiklerine itici gelebilecek eğlence atmosferi, henüz sokağa hakim değildi.
Arnavut taşlı sokaklara konulmuş, beyaz keten örtülü masalarda taze mezeler yiyip, aslında Galatasaray-Nevizade ama değil, biraz yazlık, biraz kasaba atmosferinde zaman geçirmek için çok hoş...
Özellikle, patlıcan ezmesini ve arnavut ciğerini tavsiye ederim:)
Saki Restaurant
Telefon: 0212 244 16 83
Yer: Beyoglu
Adres: Balik Pazari Kameriye Sokak No:11

Mehtap Kafeterya
Emirgan Çinaraltı Mehtap Kafetarya, Sabancı Müzesinin ilerisine parkın karşı köşesindeki iki katli villada açılmiş ve de akabinde hemen kapanmış olan balıkçının yerine taşınmış.
Cinaralti su anda Sütiş olarak hizmet veriyor. Atmosfer enfes, ama menemeni Mehtap'in menemeni kadar iyi degil.
Garsonlarin yarısı kalmış, yarısı Mehtap'a gecmiş.
Ikisini de denedik. Menemen konusunda ciddi seçici iseniz, çok benzer menüleri olmasına rağmen Mehtap bir adım öne çıkıyor:)
Herkese iyi pazarlar:)

Dalidir , Ne yapsa yeridir:)

Yazi tarihi: 22 Eylul 2008

Cumartesi günü Dali'ye kavuştuk:) Çocuklar ile gittiğimiz için Sabancı Müzesi refakatci kapsamında yetişkinlerden ücret almıyor.
Müze tarafından alınmis zarif, teşvik edici ve çocuk dostu bir karar. 8 aylık bebekleri ile gelenler vardı. Linkte az sayıda foto var...
Dahası için gidiniz, görünüz...Gitmişken arabayı Emirgan Korusuna park ediniz...
Müzenin kırmızı minibüsü hiç durmadan sefer yapiyor. Park ettiğiniz arabanıza iniş ve binişte ise; korunun hafif havasına, delici yeşillikteki çamlarına ,naif manzarasına, nazlı boyunlarını kırarak üstlerindeki yağmur damlalarını düşüren rengarenk çiceklerine , piknik masalarında birbirine geometrik figürler şeklinde sarılmis fısıldaşan çiftlerine, sonbaharın sarı halısını serdiği eğimlerine, ürkek sincaplarına ve çıgırtkan kuşlarına göz atınız...

Deli Dahi Dali ile mutlaka tanışmak gerek:)

Selanik ve Ata'nın Evi

Kısa ve zahmetsız bir gezi arayışında iseniz eğer, kesinlikle tavsiye ederim KOMSU'yu ziyaret etmenizi:)

Yola çıkmadan önce, ülkemizin en hızlı ve etkin çalışan bürokratik kurumu olduğu konusunda bahse girebileceğim Maslak'ta ki TURING'e , araba ruhsatınız, sürücünün ehliyeti ve 2 foto ile uğrayıp 5 dakika da arabanıza Shengen vizesi yani triptik yaptırabiliyorsunuz.
Istanbul Beykoz'dan , Ipsala 3 saat. Sınırı gecmek kolay.
Hem bizim polislerimiz hem de Yunan polisleri zahmet vermeden işlemleri yapıyorlar...
Meriç (Evros Nehri ) üzerinden geçiverince; kırmızı beyaz birden oluyor mavi beyaz:)
Bu arada, geri dönüş saati aksamüstüne denk geldi.
Gün batımında Meriç'e bakarken, yazılmıs şu dizeler aklımdan çıkmadı;

Meriç daldı engine
Bilmem neyi ariyor
Saştım ufkun rengine
Neden Meriç yanıyor
Bu yurdun baharinda yok iken bir damla gam
Meriç kıyılarında ağlıyor neden akşam?

Savaş zamanı iki taraftanda Meriç'e akan kanları anmıs olalım:(

Devam eder isek ;
Ipsala Selanik yolu, düz bir otoban. O kadar bize benziyor ki manzara, etrafa bakınca insan Ege kıyısında gittiğini zannediyor.
Biliyorum, biliyorum zaten Ege kıyısında gidiliyor, lafın gelişi işte...
Selanik Atamızın doğduğu yer.
Gider gitmez bizim de ilk ziyaret durağımız oluyor.
Kalabalık gruplar halinde Türkler , giriş için kapıda sıra bekliyorlar.
Giren çikan; duygu dolu , nemli gözler ile birbirine İyi Bayramlar diliyor.
Camekanlarda sergilenen az sayıdaki Pasa'nin kıyafetleri nasıl janti, nasıl özenli, nasıl stil ve karakter sahibi anlatamam.
Selanik neredeyse İzmir.
Hani İzmir'e az kala veya İzmir'i çeyrek geçe bir durumu var.
İnsanlar şık ve fiziken güzeller.
Akşamları hareketli, kafeler ve barlar dolu.
Yunanistan bir Avrupa ülkesi olabilir ama Avrupa'dan çok bize benziyorlar.
Selanikte turist olmak çok keyifli ve kolay.

Kavala

Yunanistan'in adalara açılan limanı... Haftanın belirli günlerinde başta en kuzeydeki Thassos ( Taşoz) olmak üzere; Limni, Midilli ve Çeşme'nin karşı kıyısı Sakız'a feribot seferleri var.
Taşoz Kavala'dan 1,5 saat . Eğer feribota , Keramoti adlı 30 km ilerideki kasabadan binilirse yaklaşık süre 50 dakikaya iniyor.
Limni yaklasik 3 saat, Midilli 5 saat ve Sakız yaklaşık 15 saat.
Yataklı kamaralar var ve yolcu ücreti kişi başı 60 Euro civarı.
Araba için ayrıca ücret alınıyor. Güzel bir havada, sakin denizde akşamüstü saat 18:00 civarinda binildiginde, ertesi gün sabah 10 gibi Sakız'a iniliyor.
Sakıza varinca da aynı gün akşamüstü saat 17:00 civarı ise, Sakız'dan Ceşme feribotu mevcut.

Gelelim Kavala'ya. Büyük bir şehir değilse bile, canlı. Gece saat 22:00 de bile tüm dükkanlar açık, insanlar , çocuklar cıvıl cıvıl sokaklarda.
Kavala'ya yolunuz düşer ise; şehrin küçük liman denilen balıkçı barınağının bulunduğu ''Sfageio'' ya gidip, ''Limanaki'' adlı küçük balıkçı restauranında balık yemenizi tavsiye ederim.
Koyun manzarası çok güzel, ve yemekler lezzetli.
Yunanlılar ızgara balığı bizden daha kuru pişiriyorlar ve yanında zeytinyağı sosu ile servis yapıyorlar.
Onun dışında radikadan, bamyaya, pancar turşusundan zeytine kadar herşey aynı:) Belki zeytin çekirdeklerinin rengi farkli :)
Bizimkiler siyaha çalar iken, onların Kalamata olmayan normal boyuttaki zeytinlerinin çekirdekleri patlıcan morundan azıcık hallice bir renk:)

Sasali Dogal Park ve Kus Cenneti

Yazi Tarihi : 10.12.2008

Avrupanin en buyuk dogal Yasam Parki Sasali Izmir'de acilmis.

Yillardir Kultur Park Hayvanat Bahcesinde dar bir alanda barinan hayvanlar en sonunda cok buyuk ve dogal bir ortama kavusmus durumdalar.
Ceylanlari Urfa'dan getirilen, Winner ve Begumcan fillerin nakli 3 gun yapilan on alistirmalar sonucu gerceklestirilen, Zurafa Efe'nin yasadigi Afrika Savani karsinda gozetleme kulesinin konuslandigi, yuruyus parkurlari ferah ferah, ulkemizin ilk tropikal orman ortamli kubbesinde lemurlari ve timsahlari barindiran , cocuklar icin ''petting zoo'' bile bulunan bu guzel ortami ziyaret etmek cocuklara cok keyif veriyor. Fotograflar icin cift tik pls;)http://picasaweb.google.com.tr/incitulpar/SasalDogalYasamParki?authkey=d5dhKwK-PXU#slideshow/5278251617370157394

Hayvan Haklari Federasyonunun konu ile ilgili makalesi asagidadir;

http://www.haytap.org/index.php?option=com_content&task=view&id=1294&Itemid=1092

Kadikoy / Kalkedoin

Cok Kadikoysever bir arkadasimin mihmandarliginda ''fark ederek'' yapmis oldugum Kadikoy Carsi'si gezisi sonrasi; cokca bahane yaratip, sIk sIk gider oldum bu aralar....

Eminonu, Beyoglu , biraz da Besiktas Carsi'nin eski halini sevenler icin; Kadikoy veya eski adi ile Kalkedoin hic sIkIcI olmayan, yasam dolu bir yer.

Hatta bu hafta sonu, ihtiyacim oldugunu ara ara akil listeme yazmis oldugum, ama bir turlu firsat yaratip alisverisini yapamamis oldugum bir cok nesneyi satan degisik degisik dukkanlari gozumun degdigi yerlerde bulunca ''acaba Potter aleminin sihiri buraya da bulasmis olabilir mi?'' diye bile dusundum:)

Asagiya Kadikoy isminin netten alintilanmis hikayesini kopyaliyorum.

Carsinin meydaninda, kilisenin onundeki seyyar satici tezgahinin ayak ucunda kabartmali harfler ile yazilmis halde kaldirimda duruyor eski adi...

Gelelim hikayeye;

''Kadikoy'un eski adi Kalkedoin. Istanbul'dan cok once kurulmus. Bizanslilar buraya "Korler memleketi" derlermis. Istanbul gibi bir yer dururken, burada sehir kuranlara ancak ne denir, elbette Korler Memleketi diyecekler. Tarihciler, Kadikoy'un kurulusunu, Milâttan cok oncelere kadar gotururler. Alman Arkeologu Prof. Bittel'in Kadikoy cevresindeki Fikir Tepesi'nde yaptigi kazilarda, Milâttan ucbin yil oncesine ait insan iskeletleri, tas âletler, canak-comlek parcalari ve ev temelleri bulunmus. Demek oluyor ki Kadikoy ve cevresinde, en az zamanimizdan besbin yil once insanlar yasamis ve burada oturmuslar..
Kadikoy'e bugunku adini veren, Istanbul'un ilk kadisi Hizir Bey'dir. Nasreddin Hoca'nin soyundan Sivrihisarli Hizir Bey, Fatih Devri'nin namli bilgin ve sairlerindendir. Hazir cevapliligi, zekâsi ve sohbetleriyle, Nasrettin Hoca soyundan geldigini her zaman hatirlatan Hizir Bey, Istanbul'un Fatih Sultan Mehmed tarafindan fethinden sonra, Istanbul'a kadi tayin edilmis, Kadikoy'un bulundugu genis arazi de kendisine arpalik olarak verilmis. Hizir Bey, burada ciftlikler kurmus, boylece bir koy meydana gelmis, koye de Kadi Hizir Bey'in koyu demek olan "Kadikoy" adi verilmis. Kadikoy'un bir de Yeldegirmeni bulunuyormus. ''


Sevgilerimle,

Arkeoloji Muzesi ve Cinili Kosk

Cok etkileyici bir bina , 2000 tane eser... Fotograflar icin link ve muze ile ilgili bazi bilgiler asagidadir...

http://picasaweb.google.com/incitulpar/ArkeolojiMuzesi?authkey=B45dKz4m1f8#slideshow

Kaynak: Vikipedi

Telefon:0212 520 77 42
Ice: Sultanahmet
Adres: Osman Hamdi Bey Yokusu, Gulhane Eminonu Istanbul

Istanbul Arkeoloji Muzesi, cesitli kulturlere ait bir milyonu askin eserle, dunyanin en buyuk muzeleri arasindadir. 19. yy.in sonlarinda ressam ve muzeci Osman Hamdi Bey tarafindan Imparatorluk Muzesi olarak kurulmustur ve 13 Haziran 1891 tarihinde ziyarete acilmistir.
Muzenin koleksiyonunda, Balkanlar'dan Afrika'ya, Anadolu ve Mezopotamya'dan Arap Yarimadasi'na ve Afganistan'a kadar, Osmanli Imparatorlugu'nun sinirlari icinde yer alan medeniyetlere ait eserler bulunmaktadir.
Istanbul Arkeoloji Muzesi , Eski Sark Eserleri Muzesi ve Cinili Kosk Muzesi olmak uzere uc muzeden olusmaktadir.

Arkeoloji Muzesi :Ana bina ve ek bina olmak uzere iki binadan olusmaktadir. Ana binanin yapimina 1881 yilinda Osman Hamdi Bey tarafindan baslanmis, 1902 ve 1908 yilinda yapilan ilavelerle bugunku durumuna gelmistir.
NeoklasIk bir yapi olan binanin cephesi, mimari Alexandre Vallaury tarafindan, Iskender Lahti ve Aglayan Kadinlar Lahti'nden esinlenerek yapilmistir.
Binanin alt katinda Iskender, Aglayan Kadinlar, Satrap, Lykia ve Tabnit Lahti gibi Sayda kral mezarlarinda bulunan lahitler ile antik kentlerden getirilen heykel ve kabartmalar sergilenmektedir.
Arkaik Donem'den Bizans Donemi'ne kadar olan heykel sanatinin gelisimi, kronolojik siralama icerisinde gorulebilir.
Ana binanin ust katinda ise kucuk tas eserler, canak comlekler, pismis toprak heykelcikler, hazine bolumu, 80.000 sIkke, muhur, nisan ve madalya bulunmaktadir.
Alti katli olan ek binanin dort kati sergi salonu olarak duzenlenmistir. Binanin giris katinda Cocuk Muzesi ile mimari eserler sergisi, birinci katinda Caglarboyu Istanbul, ikinci katinda Caglarboyu Anadolu ve Truva, en ust katinda Anadolu'nun Cevre Kulturleri: Kibris, Suriye, Filistin sergi salonlari bulunmaktadir.

Eski Sark Eserleri Muzesi :1883 yilinda Osman Hamdi Bey tarafindan Guzel Sanatlar Okulu olarak yaptirilmis, 1917-1919 ve 1932-1935 yillarinda muze olarak duzenlenmistir.
Anadolu, Mezopotamya, Misir ve Arap eserlerinin, Kades Antlasmasi'nin, Zincirli Heykel'in sergilendigi Eski Sark Eserleri Muzesi'nde 75.000 civi yazili belgenin bulundugu Tablet Arsivi ve 20.000'e yakin arkeolojik eser bulunmaktadir.
Cinili Kosk Muzesi : 1472 yilinda Fatih Sultan Mehmet tarafindan yaptirilmistir. 1875-1891 yillari arasinda Imparatorluk Muzesi olarak kullanilmis, 1953 yilinda Turk ve Islam eserleri sergilenmeye baslanmis, 1981 yilinda Istanbul Arkeoloji Muzeleri'ne dahil olmustur.
On cephesi tek, arka cephesi ise iki katli olan Cinili Kosk Muzesi'nde Selcuklu ve Osmanli Donemi cini ve seramikleri sergilenmekte, depolarinda 2.000 eser bulunmaktadir.

Kaynak : Vikipedi

Safranbolu

Dunya mirasi olarak korunuyor Safranbolu... Evleri oylesine ozel, oylesine baska...
Carsisi renkli. Yapacagi, gorecegi bol gidenin....
Boncuk Kafe'nin bakrac icinde minik mayhos elmalardan yaptigi elma cayi, Yoruk Koyu'nun ispankli-kiymali gozlemesi, aksam yapilan balik mangali gibi lezzet hatiralari onemli yer tutsa da;
''Yedigin ictigini degil, gordugunu anlat'' dedirtecek kadar guzel restarasyonlu veya yikik dokuk evleri, beyler icin hamami, ucgen belediye binasi, onunden gecerken nefis kokularin lokantaya sigmayip, disari kactigi Merkez lokantasi, cazir cuzur ederek havaya atilan ve cocuklari mest eden granit miknatis oyuncaklari, Yoruk Koyu'nun eski evlerinin kapi tokmaklari, tahta suslemeleri, Yoruk Cesmelerinin , yanindan su tasi sallanan nostaljisi, ve hepsinden onemlisi hemen insani sarip sarmalayan , saatlerin pek hukmunun olmadigi atmosferi ile ,
Safranbolu tekrar tekrar ziyaret edilebilecek ozel bir yer...

Fotolar icin linki iki kez tiklatmak yeterli;)

http://picasaweb.google.com/incitulpar/SafranboluVeYorukKoyu?authkey=39rObbmOFM0#slideshow/5298856375482052146

Amasra

Safranbolu'dan Amasra'ya Uluyayla- Bartin yolu ile gectik. Yol manzarasi gercekten etkiliyor insani. Karlari gunes altinda eriyen Koknar agaclari, hem sipirdayan su sesleri , hem de ruzgarin etkisi ile hisirdayan dallari ile kendi dillerinde sesleniyorlar yaylaya...
Bartin ise Turkiye''nin en kucuk ili.
Amasra'ya ulasmadan 4 km once Kuskayasi Aniti'ni gormek isterseniz, dik ve cok sayida tahta merdiveni tirmanmaniz gerekiyor... Anit Pontus valisi Aguilla tarafindan ''Devletlerarasi barisin ve dostlugun anisina '' MS I. yy da yaptirilmis.

Amasra cok sevimli ve kucuk ve hala Baris Akarsu'yu anisini yasatan bir liman sehri.
Sayili saat ziyaret ettigimiz Amasra'da Mustafa Amca'nin Yerinde, belki de goreileceginiz en suslu karisik salatayi, taze balik esliginde yiyebilirsiniz.

Zeytin agacindan yapilmis tahta havanlari, agac oyma sus esyalari, dar carsisindaki dukkanlari ve guzelim sahili ile Amasra, buyuk ve kucuk limanlarinin 2 ay gibi sirt sirta verdigi guzel bir Karadeniz duragi...

Fotograflar icin;

http://picasaweb.google.com/incitulpar/Amasra?authkey=wsYk9PSkllc#slideshow

Sunnet Golu

Amasra donusu verilen bir karar ile rota Sunnet Golu'ne cevrilince, karanlik bir saatte gecilen yol, oldukca urkutucu geldi gozumuze... Hele ki yol uzerindeki koylerin adlari , Guneyfelakettin , Cincobalak vbg olunca ve son 5 km de yola dusmus kocaman kaya parcalari ile karsilasinca , Sunnet Golu'nun, aksam karanlik indikten sonra ulasilmasi zor bir destinasyon oldugu ortaya cikti..

Gol, 18 hektar uzerine yayilmis dar bir vadiye heyalan dusmesi sonucu olusmus, her yani orman ve dag ile cevrili bir doga harikasi. Hemen golun kenarinda kurulu olan Mudurnu Dogal Yasam Oteli ne cok kotu, ne cok iyi... Yataklari temiz, kahvaltisi fena degil, odalari sicak bir dag oteli..Fakat yipranmis, bakim istiyor.
Sabah pencereyi acinca insanin yuzune carpan soguk ve gozune carpan manzara harika bir etki yaratiyor.
Sunnet Golu 1200 mt yukseklikte. Golun etrafinda 4.5 km lik yuruyus parkuru var. Igne yapraklilar sayesinde yesilini koruyan dogayi, ozellikle sonbahar renklerini giyindigi zaman dusunmek bile , tekrar gitmek icin yeterli bir sebep...

Otelin disinda tembelce yatan 3 kopek var. 2 coban kopegi ve yasli basli yanaklari sarkik bir av kopegi... Coban kopekleri kardesmis ve dogum sonrasi isletme tarfindan takilmis bir isimleri bile yok. Yani o kadar ait degiller kimseye ama bir o kadar da oraya aitler.
Bu kopecikler yuruyus basladiginda sallanarak kalkip bizi takip etmeye basladilar... Isin ilginci, biri onden giderken, digerinin grubu arkadan takip etmesi, geride kalanlarin arkasina dolanarak onlarinda yetismesini beklemesi...
Parkurun U donusu yaparak kivrildigi bir noktada , kopeklerin rotaya bizden once donerek, yol gostermeleri ise, bizim basta pek anlayamadigimiz ama sonra kavrayinca cok etkilendigimiz bir kilavuzluk oldu...
Tamamen icgudusel yapilan bu gutme davranisi, kis aylarinin dogaya kattigi hafif vahsi ve gizemli ortamda , insanin icini isitiyor...

Eger giderseniz ve parkurda size de eslik ederler ise, kopeciklere bizim bebelerin taktigi isimler; Sinem, Otto ve Aksel :)